YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



Mesut Tuna

Başbakan Erdoğan'ın zamanı gittikçe daralıyor!..

 

AK Parti’nin girdiği dördüncü seçimde ilk defa oylarını düşürmesi ve % 40 psikolojik eşiğinin altına kalarak yüzde otuz sekiz oy alması bu partiyi önlem almaya zorluyor. İlk olarak kabine değişikliğiyle bu yeni yapılanmanın işaretleri verildi. AK Parti’deki bu değişimin sadece insan kaynağını ve kadrolarını içine alan bir yenileşme değil; topyekûn siyasetini de içine alan kapsamlı bir yeniden yapılanma olması gerekiyor.

Kabine değişikliğiyle kamuoyunun beklentileri tam olarak karşılanamasa da rakamsal anlamda radikal değişikliklere gidildiği görüldü. Seçim sonrasında “yaşam tarzı ve kimlik” üzerine yürütülen tartışmalara bakıldığında kabinede daha liberal ve demokrat isimlerin yer alacağı öngörülüyordu. Fakat Erdoğan, dışardan bakıldığında daha liberal ve daha kucaklayıcı görünen bir kabine yerine ‘ince bir siyaset’ güderek çoğunlukla olduğu gibi beklenilenin tam aksini yaptı.

Erdoğan, beklentilerin tersine muhafazakâr isimlerden oluşan bir kabine yaparken, yeni dönemdeki reformlarını bu muhafazakâr isimler üzerinden yapacağının işaretini verdi. Böylece Erdoğan isim tercihleriyle ‘müesses nizamı’; siyaset değişikliğiyle de tabanı küstürmemeye çalışacak. En son tartışmaya açılan yeni anayasa ve Kürt meselesindeki tavır değişikliği bunun tipik göstergeleri oldu.

Toplumsal destek-siyasal destek!
AK Parti hala birinci parti olmasına, muhalefetle aralarında ciddi bir oy farkı bulunmasına rağmen özellikle Anadolu’ya inip halkın nabzını tuttuğumuzda ‘Erdoğan büyüsünün’ bozulduğu ve insanların ilk defa eleştirmeye başladıklarına şahit oluyoruz. Seçim sonuçlarının da gösterdiği gibi bugün AK Partiye verilen siyasal destekle, toplumsal destek arasında ciddi bir fark bulunuyor.

AK Parti’ye verilen toplumsal desteğin düşük olmasına rağmen sosyolojik anlamda alternatifinin olmaması nedeniyle hala yüksek oranda oy vermeye devam ediyorlar. Bu bağlamda AK Parti içine girdiği iktidar yorgunluğunun yanına, statükoya teslim olmuş bir parti algısını da eklerse doğal ömrünü tamamlamış olacak. 

Yedi yıllık iktidarın AK Parti’de ciddi bir yorgunluğa ve heyecan kaybına yol açtığı tespit ediliyor. Erdoğan, 2011 için şimdiden tedbirlerini almazsa partisini ciddi bir hayal kırıklığı bekliyor. ‘Liyakati ve sadakati’ kendisine ve Partisine ilke edinen Erdoğan’ın geldiğimiz noktada bu ilkeleri unuttuğu görülüyor.   

Toplum artık AK Parti’nin eleştirmesini, şikâyet etmesini, dert yanmasını ve zaman istemesini değil ülkenin kronikleşen sorunlarına çözmesini bekliyor. Özellikle teşkilatlarda yaşanan ‘içe kapanma ve küçük olsun benim
olsun’ anlayışı partiyi halktan koparıp bir elit partisi konumuna getiriyor.

Lider Partisi mi, Kadro Partisi mi?
Daha öncede ifade ettik, bugün AK Parti’nin toplumla olan sosyolojik bağı bir siyaset veya proje gücü üzerinden değil Başbakan’ın kişisel karizması üzerinden yürüyor. AK Parti, parlak ve temsil gücü yüksek kadrolarıyla değil liderinin gücüyle yürüyor. Erdoğan’ı denklemin dışına çıkardığımızda geriye tabeladan ibaret bir parti kalıyor.

AK Parti yönetimi ise yaptığı hatalarla liderinin toplumdaki gücünü tüketip, sıradanlaştırıyor. Parti’nin kurmayları Erdoğan’ın liderlik gücünü iyi yönetemiyor hatta onun sihrini bozuyor. Siyasetini ve projelerini tabana yayamayan AK Parti tüm süreçleri Erdoğan ismi üzerinden planlıyor. Örneğin insanlar ilçelerindeki veya beldelerindeki başkan adayına değil Erdoğan’a oy veriyorlar. 

Eğer AK Parti sahip olduğu siyaset bilgisiyle yeni bir ajanda ve yeni bir yol haritası hazırlamazsa, 1973 yerel seçimlerinin AP iktidarının ve 1989 yerel seçimlerinin Özal döneminin fiili sonu olması gibi bu seçimlerde onun fiili sonunu hazırlayabilir. Özal’ın 1980’lere damgasını vuran iktisadi liberalizasyonunu, toplumsal ve siyasal hürriyetlerle tamamlayamaması en büyük eksikliği oldu. Anavatan’ın yarım kalmış iktidarını tamamlamak üzere iktidara gelen AK Parti’nin kuruluşuna egemen olan reformcu ve değişimci karakterden uzaklaşması Erdoğan’ın da siyasi ömrünü kısaltabilir.

AK Parti ‘ne yapmalı’ sorusuna günü kurtarmak için dar kapsamlı bir değişim programıyla cevap verir ve geniş spektrumlu reform talebini karşılayamazsa belli ki sosyolojik mütekabiliyetini hızla kaybedecek.
AK Parti’nin geleceği -ki bunu daha önce de yazdık- evvela gittikçe derinleşen ekonomik krizi çözmesine; ülkenin demokratikleşmesini içine alan yeni bir anayasa yapımına, dış politikada atacağı adımlara ve Kürt meselesinde yürüteceği siyasete bağlı. Erdoğan için zaman daralıyor. 
 
17.08.2009
Bu yazı 1204 defa okundu.

Diğer Yazıları