YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



Mesut Tuna

BDP,HIRÇINLAŞIYOR!

İzliyorsanız fark ediyorsunuzdur.
BDP’liler, giderek hırçınlaşıyorlar.
Neden?
Çünkü zamanın gidişatını okuyamadıkları için ayaklarını bastıkları zemin kayıyor.
Dönüp ne yaptıklarını bir sorgulasalar fark edecekler belki ama ‘kiralık akılla’ hareket ettikleri için bunu da yapamıyorlar.
En son Diyarbakırlı bir grup sivil toplum temsilcisi referandumda ‘evet’ diyeceklerini açıklayınca BDP Genel Başkanı Demirtaş köpürdü, neredeyse onları hain ilan edecekti.
Peki BDP’liler, PKK’lılar neden ‘köpürüyorlar’?
Çünkü onlar kendilerini bütün Kürtlerin ‘tek temsilcisi’ olarak görüyorlar.
Kürtlerin onlardan farklı şeyler söylemesini ‘hazmedemiyorlar.’
İstiyorlar ki, onlar boykot deyince bütün Kürtler seçim günü evlerine kapansınlar.
İstiyorlar ki, onlar düğmeye basınca bütün Kürtler ‘hazır ol’ durumuna geçsinler.
Ama öyle olmuyor işte…
Bölgeyi iyi gözlemleyen bir arkadaşım geçenlerde hem terör olaylarının tırmanması, hem de referandumdaki boykot kararı nedeniyle doğu-güneydoğu’da BDP’ye karşı büyük bir ‘öfke kabarması’ yaşandığını anlattı.
Batı illerinden bakınca pek çok kişi, BDP lilerin söylediği her şeyin bölge halkı tarafından kabul edildiği düşüncesine kapılıyor.
Ama gerçek öyle değil.
Batı illerinde yaşayanlar, Osman Baydemir’in dillendirdiği demokratik özerklik talebinin bütün bölgenin bir talebi olduğuna kanaat getiriyor olabilirler.
Ama bu da doğru değil.
Doğru olan şu:
Kürtlerin kahir ekseriyeti, devletin 1924’ten buyana uygulayıp büyük ölçüde başarısız kaldığı ‘asimilasyon’ politikasından vaz geçmesini ve her insanın hakkı olan temel özgürlüklerin verilmesini –ki bu sorunun büyük bölümü Kürtçe kullanımıyla ilgili- istiyor.
Yani bu sorun özünde bir insan hakları ve demokratikleşme sorunudur.
Gerçek şu ki; devlet, asimilasyon politikasından vaz geçtiğini son on yıllık söylemi ve uygulamalarıyla açık bir biçimde gösterdi, gösteriyor.
Geride kalan 8 yıl içerisinde bu konuda çok önemli mesafelerde kaydedildi.
Zaten, bölge halkı bu umutlu gidişatı ‘zehirleme çabasında’ olduğu için PKK’ya ve BDP’ye tepkisini artırmış durumda.
Batıda yaşayanlar, BDP’lilerin Demokratik Özerklik dedikleri şeye kuşkuyla bakmaktalar.
Bu proje ayrılıkçı taleplerin bir ön adımı olarak algılanıyor ki, bu bir yere kadar doğru bir algılamadır.
Ama bir başka gerçek daha var.
Bölgeyle ilgili yapılan bütün araştırma sonuçları –buna TSK’nın yaptırdığı anketler dahil-doğu-güneydoğu’da yaşayanların en az yüzde 87 sinin Türkiye’nin üniter yapısına bağlı olduğu sonucunu veriyor.
İşte Ankara, bu zemin üzerinden hareket ediyor.
Öyle anlaşılıyor ki şimdi, hem terör hem de kürt sorununun çözümü konusunda yeni hamleler yapılıyor.
Henüz bu tartışmalar kamuoyunun gözü önüne düşmeden önce görüştüğümüz önemli bir devlet yetkilisi ‘kökten çözüm’ ifadesini kullanmıştı.
Kökten çözüm, Kürtlerin kahir ekseriyetinin kabul edebileceği bir ‘nihai çözüm’ anlamına geliyor.
Hükümetin niyeti, ayrılıkçı taleplere prim vermeden (başbakan Osman Baydemir’in iki bayrak talebine karşı çıkarken, Kurtuluş Savaşı’na atıf yaptı ve bayraktaki kanın ortak kanı temsil ettiğini ifade etti.) bölge halkını yasal ve anayasal haklara kavuşturmak.
Bunun için zaten pek çok şey yapıldı ve nihai adım, üniter yapıyı bozmadan farklılıkları gözeten anayasal düzenlemeler olacaktır.
Böyle bir noktada “tek bayrak, tek vatan tek millet” projesinin Kürtlerin büyük çoğunluğu tarafından da kabul edileceği açıktır.
Bu sürecin adı doğru konulmalı.
O doğru cümle şudur: Hızla normalleşiyoruz!
 

26.08.2010
Bu yazı 1173 defa okundu.

Diğer Yazıları