YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



Mesut Tuna

BİLGİ ÇAĞINDA BİLGİSİZ,İRFANSIZ VE TEFEKKÜRSÜZ BİR TOPLUM İNŞÂ ETMEK (*)-1-

Üçüncü bin yıla girdiğimiz bir asırda bilgiye fazlaca vurgu yapılma-sı bunun önemine varılması anlamına gelmektedir. Ancak, görünür, sathi (yüzeysel) bilginin ehemmiyetine dair yapılan vurguların dini, metafiziği, dışlayan,değeri ve gerçekliği beşeri bilgi araçlarının ula-şabildiği sınırda tutan,bunun ötesini-en azından şimdilik-yok sayan bilgidir. Bu bilgi kaynağını irdelemeyen,başı ve sonu devre dışı bırakan, içe değil, dışa yönelen bir bilgidir.Buna rağmen “hayatta en hakiki mürşit ilimdir” vasfına layık görülmekte,dinlerin ve aşkın rehberliklerin  yerine teklif edilmektedir;bu noktadan itibaren bilim, bilimciliğe dönüşmekte,onun da ümmeti ve kulları boy göstermektedir (Karaman, 1996,31).

   Bilgi- irfan-tefekkür,bir medeniyetin temel taşı..Bilgisiz inancın ne kadar kadük kalacağı açık ise hazmedilmemiş(içselleştirilmemiş) bir bilgi aleminden doğacak tefekkürün nasıl noksan kalacağı izahtan va-restedir.Bir bina düşününüz ki zayıf veya temelsiz;küçük sarsıntılarda yerle bir olacağını aklımızla rahatlıkla tartabildiğimize göre bilgisiz bir irfanın ve dolayısıyla tefekkür(düşünce) dünyamızın ne kadar sığ kalacağı âşikârdır. 

NİTELİKLİ BİLİMLE ARŞINLAMAK

     Hayata bakıldığında insanın diğer canlılardan temel farklılığının bilinmeyeler karşısındaki tutumudur.İnsan-dışı varlıkların belirsizlik-ler karşında gösterdiği davranış tamamen içgüdülere  ve reflekslere bağlı, sorumluluk fikrinin hakim olmadığı bir alemdir.Beşer olarak insan ise akletme kabiliyeti sayesinde belli olmayanları tespit edebil-mek için yüklendiği sorumluluğun bedelinin  ödemekle karşı kaşıya kalacaktır. Bunu deruhte etmek sadece insana mahsustur. Sosyal bir varlık olarak insanın bu mesuliyetle nasıl başa çıkacağını ise tek ba-şına yapması düşünülemez.Bir rehbere, yol göstericiye ihtiyaç vardır. Bu yol gösterici de ilim ya da bilimdir.Bilimin yol göstericiliği ise nitelikli bilgi (Eroğlu,2010,20)ile mümkündür.Nitelikli bilgilerin başında  ise “Vahiy kaynaklı bilgiler, insanların iç huzura ulaşma ve mutlak bilgiye iman etme  ihtiyacına cevap vermektedir.İnsanların yaşadıkları hayata bizzat  kendilerinin kattıkları nitelikli bilgiler içerisinde bilimsel bilgi,felsefe bilgisi,estetik bilgisi(sanat bilgisi) ahlak bilgisi ve teknik bilgileri sayılabilir.”(Eroğlu,2010,20) Nitelikli bilginin insanın yaşadığı hayata kattığı anlam dengedir.Görünen ve görünmeyene,mevcuda ve mevcut-ötelerine ulaşmada nitelikli bilgi-nin bizatihi özümsenmesi önemlidir.Sadece kuru bilginin keyfiyetten mahrum tecrübelerin anlamsız olacağı muhakkaktır.Anlamsızlığı bertaraf etmek için bazı malumatlara  ihtiyaç duyulacağı da açıktır.

 

Bilgi,Bilim ve Bilimsel ya da İlmî Bilgi nedir?

  R.Garaudy,20.Yüzyıl Biyografisi adlı eserinde Bilimciliğin macera-sını şöyle niteler(Komünist bir bilim adamı iken Müslüman olmuş-tur):

   “ Galile’den Descartes’a,18.yüzyıl Fransız filozoflarından 19.yüz-yılın büyük buluşlarına kadar Bilim, gittikçe  artan bir şekilde  müm-kün olan tek bilgi olarak ve doğanın karşısında tüm yapabilme gücüy-le insana varlığının anlamını veren bir şey olarak değerlendirildi. Bi-limsel bilgilerin sürekli büyümesi üzerine kurulu olan,insanlığın sınır-sız gelişimine inanç,kabul görmüş  bir çeşit dogmaya dönüştü.Bilimin bilimciliğe  doğru  bu genelleşmesi birçok gizli postulata (öndoğru) dayanıyordu…Bu bilimci anlayışın  ana çizgilerini Auguste  Comte belirlemişti ve felsefeyi dışarıda bırakıyordu.Yirminci yüzyılın ilk çeyreğinde bilimin gelişmesi bu ölü ve küçültücü anlayışı ortaya çı-kardı” (Karaman,1996,32).

   Bilimin batıda nasıl bilimciğine dönüştüğüne bu şekilde izah ettikten sonra tanımlara geçerek konumuzun temellerini atalım. 

  Bilgi;insan bilme etkinliğinde bilen; yani özne;karşılaştığı nesneler ise bilinen;yani abjedir.Bu takdirde,bilme etkinliği,özne(bilen) ve nesne (bilinen)arasında meydana gelen bir süreç sonucunda çıkan üründür(Mengüşoğlu,1992,47-48). 

   Bilim,doğru düşünme,sistematik bilgi edinme sürecidir.Bilimin amacı dış dünyada doğru bilgiyi yanlış ayırarak onu sistematik bir biçimde değerlendirmektir.Bir çeşit doğru düşünme sanatıdır (Türk-doğan,2009,21). Yani bilim devam edegelen bir haldir. Yenilenebilen, sonuçlar üzerinden sorgulanabilen bir vetiredir.         

   Bilimsel ya da ilmî bilgi ise bir sonuçtur.İnsanların doğru ile yanlışı birbirinden ayırmalarına imkân verir .

   Başta Vahiy bilgisi olmak üzere diğer nitelikli bilgi kaynaklarını, bilinçli ve samimi bir şekilde yaşadığı hayata uygulayan bir kişi, nis-peten “şahsiyet” bulur ve “kâmil insan” yani mükemmel insan olur (Eroğlu,2010,21).

   Bilimsel bilginin doğruladığı  şu gerçek gibi: “Osmanlılar nev’i şahsına münhasır (sui generis) bir iktisadi sistem oluşturmuştur.Orta Asya ve Orta Doğu’nun tecrübe birikimi,Anadolu’nun ve fethedilen bölgelerin mahalli gelenekleri İslâm çerçevesinde asırlarca süren ve birbirlerine eklenen çabalarla özgün bir sistem oluşturmuştur.Bu sistemin batı ile etkileşim  halinde olduğunu ve XVIII.yüzyıl sonlarına kadar batının oluşumuna katkıda bulunmuştur”(Tabakoğlu,2005,17).

  Yüz elli yıllık bir dönem içinde ,yani 1750’den 1900’e kadar, kapita-lizmle teknoloji dünyayı fethetmiş, bir dünya uygarlığı oluşturmuştur. Kapitalizm de teknik yenilikler de aslında yeni bir şey değildir.Her ikisi de  Batı’da da Doğu’da da yüzyıllardır hep tekrarlanan olgular-dır. Asıl yeni olan bunların yayılış hızı ,bir de kültürleri, sınıfları, coğ-rafi uzaklıkları aşıp dünyanın her yanına  yayılabilmeleridir (…).

   Bu değişimi güden şey ,bilginin anlamında yer alan köklü değişik-liktir. Hem Batı’da, hem Doğu’da ,bilgi her zaman  için var olmaya uygulanan bir şey olarak görülmüştür.Ama,şimdi birdenbire,var ol-mak  yerine ,yapmaya uygulanan bir şey haline gelmiştir (Drucker, 1994,33)

   Başlangıçta gerçeklik varlık,bilgi ve saadetti-Hindu geleneğinde sat,chit ve ananda;İslâm geleneğinde ise Allah’ın sıfatları,arasında olan kudret,hikmet ve rahmet- ve ‘başlangıçta’ da var olan  ‘şimdi’de bilgiyle kutsal ve her şeyin kaynağı olan asıl ve kadim gerçekli arasın-da derin bir ilişki vardır.Zaman ırmağının akışıyla ve Gerçeklik’in makrokozmik ve mikrokozmik görünüşlerin sayısız aynasındaki kırıl-maları yansımalarıyla bilgi varlıktan ve bilgi ile varlığın birliğini karakterize eden saadet  ya da vecdden ayrı düştü.Özellikle modern-leşme süreciyle dönüşüm yaşamış olan toplumlarda bilgi neredeyse tümüyle zahirileşmiş,kutsal olandan ayrılmış  ve Bir olana birlikte olmanın ürünü ve kutsal olanın rayihası olan saadet neredeyse elde edilemez  ve yeryüzünde bulunanların çoğunluğunun idrakinin ötesinde  olan bir şey haline gelmiştir(Nasr,2001,11-12)

 

 
 

01.02.2011
Bu yazı 2321 defa okundu.

Diğer Yazıları