YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



Mesut Tuna

Dirilişimiz;milli bütünlüğümüzdedir!

Ülkemizde olup biten olayların ortaya çıkardığı kaosu izah edecek birkaç ifadeyi sıralayarak durum tespiti yapmak ve çözümü konuşmak gerekir.
 
Öncelikle; kendini, milletin ve millet iradesinin üstünde gören yüksek yargının, ülkemizin siyasal sistemini tıkadığı açıktır.
 
Atanmışların almış olduğu kararlar, siyasal iktidardan intikam alırcasına yapılan açıklamalar ve sıraya konmuş “muhtıra” girişimleri devleti işlemez hale getirmiştir.
 
Bürokrasi tarafından sergilenen sorumsuz tutumlar nedeniyle, devlet ile millet arasındaki uçurum alabildiğince derinleşmiştir.
 
AK Parti ile kavga yapar gibi görünen atanmış bürokrasinin asıl derdinin, milletin (Anadolu’nun) yapmış olduğu siyasi tercihten intikam almak olduğu da ortaya çıkmıştır.
 
Aslında sorun; atanmış Cumhuriyet bürokrasisinin, Osmanlıda olduğu gibi Anadolu’yu yok saymaya devam etmesidir. Anadolu’yu yok sayıp, Türkiye’yi, birkaç şehirden oluşan bir ülke olarak algıladıkları için de, sandığa yansıyan iradeye anlam veremiyorlar. Bu düşünce kısırlığı içinde olsa gerek ki, yapılan tüm antidemokratik girişimlerin (27 Mayıs, 12 Eylül, 28 Şubat, 27 Nisan darbeleri, muhtıraları veya “367 yargı darbesi”) millet nezdinde ortaya çıkan karşılığını okuyamıyorlar.
 
Üzerinde konuştuğumuz kadroların, tarihi okumaktan da yoksun oldukları açıktır. Tarihi okumuş olsalardı; Osmanlının, Anadolu’ya yaslandığı zamanlar yükseldiğini, Anadolu’ya sırtını döndüğü zamanlarda ise yıkıldığını görürlerdi.
 
İşte Cumhuriyet de; Anadolu’ya yaslanmadığı, Anadolu’yu anlamaya çalışmadığı, Anadolu ile bütünleşmeyi önemsemediği ve Anadolu’yu olduğu gibi kabul etmek yerine dönüştürmeyi sürdürdüğü için hala emeklemektedir.
 
Şunu net bir biçimde ortaya koymak gerekir; Sorun, eşinin başı örtülü olan Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı olması değildir. Sorun, AK Partinin iktidar olması değildir. Sorun, Tayip Erdoğan’ın başbakan olması da değildir. Sorun, kızların başörtüsü ile üniversitelerde okuma talebi de değildir. Sorun “ılımlı” veya “radikal” İslam da değildir...
 
Sorun; Anadolu’nun, Osmanlı döneminden bu yana coğrafyamızda kurulmuş olan tüm dengeleri alt üst edecek bir birikime, ufka, düşünsel derinliğe ve güce kavuşmuş olmasıdır. Klasik yapı üzerinden ilişkilerini sürdürenler ve nemalanlar, bu durumdan rahatsızlar. Sahip oldukları ayrıcalıklardan vazgeçmeye hazır olmadıklarını bildikleri için de var olan tüm araçları harekete geçirerek, özellikle Anadolu’dan devşirdikleri insanlar aracılığıyla, Anadolu ile kavga etmeyi tercih ediyorlar. Batının desteğini alabilmek için de kavganın nedeni olarak gösterdikleri tek araç “din” ve dini yaşam biçimleri oluyor.
 
Asıl acınacak durum ise gözyaşlarına boğdukları ve ikinci sınıf vatandaş muamelesi yaptıkları başörtülü kızların, kadınların bu hali üzerinden kavgayı kazandıklarını sanmalarıdır!
 
Bilmedikleri ve okuyamadıkları şey; değişimin kaçınılmaz olduğu gerçeğidir.
 
Anadolu’yu; dinlemedikleri, anlamadıkları ve kabul etmedikleri müddetçe, sistemi korumaya yönelik yapacakları her türlü “hukuki girişim”, muhtıra, darbe, ekonomik dengelerle oynama ve milleti dönüştürme çabası geri tepecektir, tutmayacaktır.
 
Şunun iyi bilinmesi gerekir; oluşturulan gerginlikler, baskılar ve krizler sadece dönüşüm sürecini hızlandırmaktadır.
 
Bu arada; devlet aygıtını eline geçirmiş olanların, Anadolu ile giriştikleri kavganın ortaya çıkardığı durumu siyasilerin de iyi analiz etmesi gerekir.
 
Anadolu’ya dayanmayan ve Anadolu’nun kabul etmediği hiçbir çözüm girişimi, sorunu çözemez. Eğer siyasiler de, devlet aygıtını eline geçirmişler gibi davranırlarsa, alacakları sonuç aynıdır.
 
Bu durum; şuan TBMM’de bulunan AK Parti için de, MHP için de geçerlidir.
 
Özellikle, MHP’nin; devlet aygıtını elinde tutanlarca kuşatılmış olan AK Partiyi sıkıntıya sokucu, yaşanan sorunları derinleştirici ve statükodan yana tutumların içinde olması, onu CHP’leştirir. Son günlerde AK Partiye, “klonlanma” gibi yakışıksız bir öneride bulunmasına rağmen, Devlet Bahçeli'nin bu durumu gördüğünü umuyorum!
 
Bu arada; devlet aygıtını elinde tutanlarla iş yapmayı siyaset sanan CHP ise zaten Anadolu ile kavgalı ve Anadolu’ya dayanmayı düşünmüyor.
 
Kısacası; çözüm önerilerinin ortada dolaştığı bugünlerde, Anadolu’nun, yani milletin hızına ayak uyduramayan, milletten özür dilemeyi ve millet ile bütünleşmeyi içeremeyen hiçbir önerinin, kalıcı bir çözüm ortaya çıkarması mümkün değildir. Ne, 1960’lara dönüşü içeren senato önermesi, ne de bürokrasi ile anlaşma önermeleri…
 
Evet, çözüm; devlet aygıtı ve bu aygıta egemen olanların, Anadolu’dan özür dilemeleri, Anadolu’nun değişim talebine saygı duymaları ve Anadolu ile barışmalarıyla mümkündür.
 
Er veya geç, gerçekleşecek olan çözüm budur…
 
(Kaynak:haber10/farukadnan@gmail.com)
 
13.06.2008
Bu yazı 1127 defa okundu.

Diğer Yazıları