YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



Mesut Tuna

DTK,KAŞIYOR!

 

DTK,KAŞIYOR! (1)
Ama, aynı zamanda kaşınıyor!
Seçim öncesi kürtlere şirin gözükmek adına çok tehlikeli sularda geziyor..
Geri dönüşü olmayan bir yola giriyor..
En hür düşünce sahiplerini bile "yanlış yapıyorlar" dedirtiyor!
Otuz yıldır komşuyu komşuya düşüremeyen komünist-leninist- ırkçı ve müslüman kürtlerin dini inancını paylaşmayan zihniyet dünya tarihinin en büyük hasarnıa zemin hazırlamaktadır..
Bunun için meelenin üzerine hassasiyetle gidilmedlir.
gereğinden fazla taviz verildiği bir otamda yeni kışkırtmalara sebebiyet verilmeden meselenin üzerinde gidirlmedlir.
***
Çözülemeyen ve ötelenen sorunlarımız, gerginlik alanı olmayı sürdürüyor. Bunların en önemlisi ise Kürt meselesi. Kürt meselesinin çözümüne ilişkin tartışmaların çoğunluğu, kullanılan dil ve ortaya atılan öneriler nedeniyle, çözüm sürecine katkı sunmaktan öte, gerginlik ve ayrışmayı artırmaya katkı sağladığı açıkça gözleniyor.
Bunun son örneği ise Diyarbakır’da, ‘Demokratik Toplum Kongresi’ (DTK) tarafından yapılan çalıştay oldu. Çalıştay, Kürt meselesinin çözümü için en sağlıklı projenin “demokratik özerklik modeli taslağı” olduğunu ortaya koymuş ve taslakta, hedefin “demokratik özerk Kürdistan’ın inşası” olduğu belirlenmiş. Bu çözümün merkezi yönetimle ilişkisi ise “Demokratik Özerk Kürdistan Toplum Kongresi, demokratik Türkiye cumhuriyeti parlamentosuna kendi temsilcilerini göndererek ortak vatan politikalarına dahil olur. Demokratik Özerk Kürdistan kendisini temsil eden özgün bayrak ve sembollere sahiptir” ifadeleriyle ortaya konulmuş. “Doğal kaynakların üretimi ve buradan ortaya çıkan ekonomik kaynakların yönetilmesi” de tartışma konusu yapılmış ve bu konuda söz söylemek isteği de dillendirilmiş. Bununla da yetinilmemiş, sekiz ayrı alanda örgütlenmeye gidilerek, özerkliğin inşa edileceğinin altı da çizilmiş… Daha da ileri giderek, “Kürtler, insanlığın kök hücresidir” ifadesiyle içinde barındırdığı ırkçı tonu da dışa vurmuş…
DTK,KAŞIYOR! (2)
DTK, Kürtleri temsil ediyor mu?
PKK, Öcalan ve KCK derken, Kürtlerin iradesi konusunda söz söyleme hakkına sahip olduğunu ortaya koyan aktörlere yeni biri eklendi, DTK. Kürt aydınların ve siyasetçilerin katıldığı bir sivil toplum kuruluşu olarak gösterilen DTK’nın, ‘sivilliği’ ve örgüt ile bağının hangi düzeyde olduğu önemli bir tartışma konusudur… DTK’nın, Öcalan’ın avukatlar ile yaptığı görüşmeler üzerinden, verdiği talimatlar doğrultusunda kurulduğu bilinmektedir. Bu nedenle DTK’yı Kürtlerin temsilcisi olarak sunmak sanıldığı kadar kolay değil. Ortaya çıkan boşluktan yararlanma var. Siyasi veriler de bunu ortaya koymaktadır. İşte tam da bu nedenle “biz DTK olarak temsilcilerimizi seçip TBMM’ye göndereceğiz” ifadesinin karşılığının olduğu söylenemez. DTK’yi kim kurdu, üyeleri kim belirledi, yönetimi kim oluşturdu, Kürtler bu sürecin neresinde? Bu soruların cevabı yok… Olan biten, DTK’nın çözüm sürecinde kendini ‘yegane aktör’ olarak konumlandırmaya çalışmasından öte bir şey olmadığı açık.
Çalıştay, entelektüel bir tartışma mıdır?
Bu tür çalıştayları ve toplantıları; düşünce açıklama ve entelektüel tartışmaların yapıldığı zemin olarak görmek yanıltıcı olur. Olan şey, çerçevesi çizilmiş bir projeyi kamuoyuna açıklamak ve bunu somutlaştırmaktan ibarettir. Sürecin bu olduğunun somut göstergesi ise tartışma konusu metnin önceden hazırlanmış olması ve katılımcıların önüne konulmasıdır. Bir metin, bilinmeyen bir merkezde hazırlanıp tartışmaya sunuluyorsa, bu, var olan önerilere destekçi bulmak ve taleplerin karşılanma düzeyini ölçmekten başka hangi anlama gelir...
Sorun çok derin, problem büyük, acılar oldukça yoğun ve çözüm kaçınılmaz. Ama bunları, çözüm talebini ve DTK’nın gündeme getirdiği yaklaşımları birbirine karıştırmamak lazım… DTK, farklı kesimleri, düzenlediği toplantılara davet ederek, salt bir entelektüel tartışma yürütmüyor. DTK; akademisyenler, köşe yazarları, medya temsilcileri ve farklı STK temsilcilerinin katılımıyla düzenlenen toplantılardan hareketle, kendini Kürt meselesinin ‘meşru’ ve ‘tek aktör’ olarak konumlandırmaya çalışıyor. İşte tam da bu nedenle sorun, tartışma veya tartışmama sorun değil, tartışma konusu edilen metnin kimler tarafından hazırlanarak ortaya konulduğu ve tartışmanın kimler tarafından yönetildiği sorunudur.
Sosyalist dil, Kürtlerin dili mi?
“Demokratik Özerklik’te siyasi yönetim, tabandan başlayarak köy komünleri, kasaba, ilçe, mahalle ve kent meclisleri biçiminde demokratik konfederal temelde örgütlenmesini yaparak üstte toplum kongresinde temsiliyetini bulur. Demokratik Özerk Kürdistan Toplum Kongresi, demokratik Türkiye cumhuriyeti parlamentosuna kendi temsilcilerini göndererek ortak vatan politikalarına dahil olur.” ‘Komünler’ ve ‘demokratik konfederal temelde örgütlenme’ gibi sosyalist kavramların, tüm Kürtlerin siyasal dili olmadığı açıktır. Bunlar, PKK’nın Marksist kökenlerinden devşirdiği ve ırkçılığa varan Kürt milliyetçiliği (Kürtler, insanlığın kök hücresidir) ile beslemeye çalıştığı kavramlardır. Tek başına bu dil dahi, Kürtler ile DTK ve PKK arasındaki farkı ortaya koyan önemli bir örnektir. Bu noktada ön plana çıkan diğer bir konu ise bu dilin çözüm sürecine ne kattığıdır!
Hedef ne, sonuç ne olabilir?
Hedef gayet açık; bölge partisi olma kapasitesi dahi tartışmalı olan BDP, 2011 seçimine doğru, bölge üzerindeki etkisini kalıcılaştırmayı amaçlıyor. Siyasal partiler yasasının ortaya koyduğu zorluklar nedeniyle BDP’nin 2011 seçimlerine, bağımsız adayları, DTK’nın oluşturduğu örgütlenme üzerinden seçime sokacağı açıktır. Bunun yanı sıra, ‘temsilcisi olduğunu iddia ettiği bölgeden’ dahi, ikinci parti olmanın ötesine geçemeyen bir siyasal hareketin beslenebileceği tek kaynak gerginliktir. Ortaya çıkan gerginlik üzerinden oyları saflaştırmak… DTK ve BDP’nin yaptığı da bu.
Hedefler ve amaçlar konusunda netlik olmasa dahi, ortaya çıkan durumun neden olabileceği sonuçları sıralamak gerekirse;
1.Gerginlik politikasının hizmet edeceği varsayılan alanlardan birisi, eylemsizlik sürecinin Kürt oylarında neden olabileceği kimi kaymaların önlenmesi, Kürt oylarının saflaşmasının sağlanması ve bunun üzerinden de BDP’nin ‘Kürt oylarının efendisi olma’ hevesine katkı sağlanması olduğu gözlenmektedir!
2.Gerginlik atmosferinin hizmet edeceği sonuçlardan birisi de, seçimde milliyetçi ve militarist kesimlerin oy tercihleri üzerinde etkili olmalarıdır. Bu durum ise demokratik değişimden yana olanların sınırlandırılması anlamına gelecektir. BDP ve DTK, oluşturduğu ve polemiğe açık olan atmosferin ortaya çıkardığı gerginliğin, kendileriyle birlikte, milliyetçi ve ulusalcı kesimlerin oy düzeyini etkileyecektir. Yani, çözümünden ziyade, seçime yönelik bir adım… Çünkü gerginlik ve kavganın sokağa taşınması, provokatif eylem olasılığını artırabilecektir...
3.BDP ve DTK’nin bu girişim ile ulaşmak istediği diğer hedeflerden birisi de, AK Partiye destek veren Kürtlerdir. BDP ve DTK bu girişimi ile “Ey Kürtler, bakın biz bir adım attık ve sizin demokrat, özgürlükçü ve kuşatıcı bulduğunuz AK Parti hemen askerin safında yer aldı. Biz sizin derdinizi konuşmak istiyoruz, onlar bizi tehdit ediyor. Bunlar, Kürt düşmanı…” mesajını vermek istiyor.
4.Bahsettiğimiz olumsuz atmosferin neden olabileceği ve seçim sonuçlarını etkilemekten de önemli olan ise sürecin, askerin ülke yönetimi ve siyaset üzerindeki pozisyonunun yeniden güçlenmesine olanak tanıma kapasitesi içermesidir. Ortaya konulan bu söylem ve politik tutum, sivil-asker ilişkileri konusunda, son yıllarda, toplum lehine ortaya çıkan kazanımların kaybedilmesine ve askerin sivil siyaset karşısında yeni bir pozisyon almasına olanak tanıyabilir…
Peki, iktidar ne yapıyor?
Hiç kimsenin beklemediği bir anda, ülkenin temel problemlerinden birisi olan Kürt meselesi konusunda, ‘demokratik açılım’ veya ‘milli birlik ve kardeşlik projesini’ yaşama geçiren iktidar, yeni politikalar üretme yeteneğini dondurmuş gibi bekliyor. Yeni politikalar üretmek bir yana, açılım sürecinin kurgulanmasında ve uygulama aşamasında ortaya çıkan yanlışlıkların analizinin yapıldığını söylemek dahi zor. Sufle almadan konuşmayacağı bilinen insanlar, olan biten konusunda analiz yapmak yerine tehdit savuruyorsa, bu politik kısırlıktan başka bir anlama gelmez. İşte o zaman umut bağlanan tek kaynak, Öcalan ile yürütülen görüşmelerdir! Şayet olan biten, Ankara’nın, Öcalan ile yürüttüğü görüşmelerden çıkan bir sonuç değilse, sürecin yönetildiğini söylemek oldukça güç!
Sonuç;
Yaşanılan sürecin barındırdığı riskleri iyi okumakta ve geliştirilmeye çalışılan polemiğin tarafı olmadan süreci analiz etmekte yarar olduğu açıktır. Polemiğin tarafı olup, çözümsüzlüğü dayatmak ve örgütün oyununa gelmektir. Bunun yerine; (1) var olan sorunları, ülkenin tüm fertlerini kapsayacak bir demokratikleşme perspektifi ile çözülebileceğini ortaya koymak ve bunun takipçisi olmakta, (2) sorunlar konusunda, kavgacı, buyurgan ve polemikçi bir dil yerine, kuşatıcı ve çözüm arayıcı bir dili hayata geçirmeye özen göstermekte, (3) faşizan, ırkçı ve milliyetçi tutumlar ile ‘yarışa’ ve polemiğe girmemekte, (4) haklar ve halklar arasında taraf olmamaya özen göstermekte ve (5) siyasal dili ve tutumu; sakin, anlamaya özen gösteren, iletişime açık, buyurgan olmayan, sorunların çözümünü önceleyen, merhametli ve kuşatıcı bir pozisyon üzerinden kurmaya dikkat etmekte büyük yarar var.
Kısacası; Kürt meselesini ve diğer sorunları çözümsüzlüğe mahkum etmemek için rol çalma hevesli aktörlere takılmadan daha fazla duyarlılık…
28.12.2010
Bu yazı 1070 defa okundu.

Diğer Yazıları