YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



Mesut Tuna

KUZEY IRAK, TÜRKİYE HARİTASINA DÂHİL EDİLECEK?

 

Uzun süredir içten içe dillendirilmese de böyle bir konuşmanın geçtiği birçok kişi tarafından biliniyor.
Problem olur düşüncesiyle yaklaşık iki aydır yazmayı düşünmüyordum.
Ancak mecliste yaşanan tartışmalardan sonra ve yaşanacak olan tartışmalara bir nebze ışık olma ihtimalini nazara verdiğim için fayda getirir düşüncesiyle bugün yazıyorum.
*
Geçen dört yıldan beri Kuzey Irak’la meşru ve gayri meşru bazı görüşmelerin olduğunu ve bunu da MİT’le birlikte bazı üst düzey yöneticilerin yönettiği zaten biliniyor.
Ahmet Davutoğlu ilk dönem itibariyle Kuzey Irak’ın bizim haritamıza katılması düşüncesiyle hareket etmiyordu. Amaç, PKK’nın bitirilmesi ve bölgesel liderliğin önündeki engellerin kaldırılmasıydı.
ABD ise ekonomik krizi yaşamadan önce Türkiye’nin bölgesel liderliğine henüz karar vermemişti.
Ayrıca ABD’de Ergenekon taraftarlarının 2009 öncesi Türkiye’yi eleştiriyor olması ve Ergenekonculara ABD’den omuz vermelerinin altında yatan gerekçelerden biride ABD yönetimi ve Neo-CON’larının Türkiye hakkında ki kararlarının belirsizliğiydi.
Obama’nın seçilmesi ve yaşanan ekonomik kriz, Türkiye’nin yürüttüğü akılcı dış politika ile Türkiye bir adım öne geçerek bölgede oynayabileceği rolünün olduğunu ve burada bizden başka liderlik yapacak bir ülke bulunmadığını yaptığı icraatlarla göstererek, bir yönüyle ABD’yi kendisine mahkûm etti. Neo’ları etkisizleştirdi.
Türkiye’nin bölgesel liderliğine karar verildikten sonra ABD, kendi ülkelerindeki ETÖ’cüleri 2009’un son döneminde susturma kararı aldı. Eğer dikkat edilirse ABD’de Ergenekoncu kanadın Türkiye aleyhinde önceki gibi rahat muhalefet yapmasına imkân vermiyor.
Ayrıca Yahudilerin ABD yönetimi üzerinde eskisi gibi etkisinin olmaması süreçte çok önem taşıyor.
İsrail’in bölgede Türkiye’siz bir şey yapamayacak olması da ayrı bir durum. Özellikle PKK’nın silahsal destekçilerinin başında İsrail’in gelmesi ve bunu bilen Türk kurumlarının da arkasına ABD’yi de alarak İsrail’e sürekli vurması ve bu şekilde de Arap dünyasından sempati toplaması stratejik olarak büyük önem arz ediyor.
Aslında plan ABD’ye ait değil. PLAN tamamen takdir-i ilahinin emri ile dönen gerçek bir senaryodan ibaret…Piyonlar sadece rolünü oynuyor. Ne buyuruyor söz sultanı; Allah bu davayı gerekirse bir raculu facirin eliylede yüceltir…(BURASI İNANANLAR İÇİN GEÇERLİ)
*
Ergenekoncuların içeriye girmesiyle ve PKK’nın içerideki yönetici ve kadrolarının da etkisiz hale getirilmesiyle birlikte Kandil’de ve Kuzey Irak’ta bir yönüyle PKK’nın bitme noktasına gelmesi Talabani ve Barzani için bir dönüm noktası oldu.
O bölgede artık ABD ve İsrail olmayacağına göre Rusya ve Almanya’nın da eskisi gibi etkin olmamaları hem Irak’ı hem de Barzani’yi ister istemez Türkiye mahkûm etti.
Yani isteler de istemeseler de bizimle iyi geçinmek zorunda, bırakıldılar.
Ve 2009’un başında da Barzani ve Talabani Kuzey Irak’ın Türkiye’ye haritaya dâhil olmadan bağımsız bir şekilde yaşaması üzerinde- ama Türkiye’nin desteğini alarak- bir strateji geliştirmeye çalıştılar. Bu yöndeki çalışmalarını da bölgesel yönetimin derin dehlizlerinde ve üniversitelerindeki hocalarının verdiği seminerlerde görmek mümkündür.
Bir süre sonra şu düşünceyi dillendirmeye başladılar;
ABD’nin çekilmesinin ardından burada Türkiye bölgesel güç olacak. İlerleyen zaman dilimi içinde de bu küresel güç anlamı taşıyor.
ABD’nin bir daha geri dönme ihtimali de zor. Çünkü Irak’ta kaybettiler ve ABD şuan için dünya da güç kaybediyor, ilerleyen dönemde yeni küresel güçler olacak ve o zaman burada sadece ABD değil, birçok küresel gücün de etkisi olmaya başlayacak ve bize karışan çok olacak.
Yani Kuzey Irak’a o zaman birçok küresel güç etki etmeye başlayacak. Nitekim hem Stratfor’un kurucusu hem de düşünce kuruluşları birçok kez böyle bir gerçekliğin yaşanacağından haberdar ettiler. Kısacası yenidünya düzeninde en az dört-beş küresel güç yer alacak.
Bu da Ortadoğu’ya yani karmaşa içindeki Irak’a birçok ülke tesir etmeye çalışacak.
Bunun önüne geçmek içinde en mantıklı yol, Türkiye’ye tabi olma.
Doğru, ilk planda imkânsız ve olmaz gibi görünüyor. İhtimal dâhilin de bile düşünülemiyor.
Ama Kuzey Irak yönetimi bunu düşündü. Hem de Temmuz’dan önce düşündü.
Kendilerini yeni küresel güç ve bölgesel güç olacak Türkiye’nin kollarına bırakmayı tercih etti.
Uzun bir süre toplantılar yapıldı, tartışıldı ve karara bağlandı. Bu düşüncülerini Türk yetkililerine aktaracak ve Türkiye’nin kararını bekleyeceklerdi.
Bu düşünce ilk olarak bölgede etkin bir Türk’e aktarıldı. Böyle bir ihtimalin olabileceğine karar verildi.
Bu süreçler yaşanırken Türkiye ile ilk plan da kimseyle görüşülmemişti.
Kuzey Irak yönetimi bütün hazırlıklarını tamamladıktan sonra Türkiye ile görüşmeye karar verdi.
Yaz ayları içerisinde Kuzey Irak’tan üst rütbeli iki isim; Türkiye’den üst düzey isimlerle gizlice buluştu ve Barzani yönetiminin teklifini Türk temsilcilere iletti.
Bu tabiiyetten ABD’nin haberi var mı bilemiyoruz, ancak ağır basan kanaat ABD’nin tam olarak net bir bilgiye sahip olmadığı yönünde. Bunu güçlerinden ihtimaller de mevcut, ancak burayı fazla uzatmadan konumuza devam edelim.
Türk yetkililer görüşmeden sonra PKK’yı dağdan indirme ihtimalleri üzerinde dururken, nasıl olduysa bir şekilde APO 15 Temmuz’da açılım demeye başladı. Birileri mi dedi, dedirtti mi bilinmiyor. Ama APO’nun konuşması bütün planların değişmesine sebep oldu. AKP kendini ortaya atmak zorunda kaldı. Yani içeri çekildi. Ve meseleye hazırlıksız yakalandı.
Geçen 5 aylık süreçte ise bazı değişikliklerin yaşandı ve bekleyerek ağır ağır gitme stratejisi benimsendi.
*
Meseleye diğer bir açıdan da bakılmalı.
Eğer düşünülen strateji de hata yoksa;
İlk olarak PKK dağdan indirilecek, Kuzey Irak ile Türkiye arasındaki bütün problemler giderilecek halk buna ısındırılacak ve zamanı geldiğinde de Kuzey Irak Türk topraklarına dâhil edilecek.
Bunun için ne kurşun sıkılacak ne de kan dökülecek. Musul ve Kerkük’ün de tekrar bize dönmesiyle üç kıta yedi deniz süreci de böylece başlamış olacak.
Irak’la entegrasyona varan anlaşmalar, Suriye ile sorunsuz ilişkiler MİT ve Davutoğlu’nun Barzani ile görüşmesi, Talabani’nin Barzani’ye tabi oluşu yani onların bütünlük içerisinde hareket etmeleri Türkiye ile sıcak ilişkilerden bahsetmeleri, tamamen sürecin dahiliyetinde yaşanan gelişmelerdir.
İsterseniz iki tane de magazinsel örnek verelim;
Gladio filmi için Polis’ten yardım alan Kurtlar Vadisin deki haritada Kuzey Irak’ın bizim haritamızda yer alışı,
Milli Eğitimin kitabında yine Kuzey Irak’ın bizim haritamız içerisinde gösterilmesi de işin magazinsel boyutu.
*
Peki, Başbakan neden bunu açıkça söylemiyor?
Bu stratejiden kimse neden bahsetmiyor?
Böyle bir planın gerçekleşme ihtimali var mıdır? Gerçekleşecek midir?
Bu soruların cevabını diğer yazıya bırakarak noktalayalım.
Yalnız şunu da belirtelim; Bu konuyu bildiğim kadarıyla üç gazeteci daha biliyor. Ama bugüne kadar neden yazmadılar bilemiyorum. Oysaki üç ay önce öğrenilen bazı haberleri birileri ülke menfaati için bekletirken, bunlar hemen yazıyorlardı. Şimdi ise 3-4 aydır susuyorlar. Herhalde böyle bir şeyin olacağına inanmıyorlar ya da YEMEDİ…
Eee be kardeşim o köşeleri vatana hizmet için kullanmayacaksanız, o zaman orada neden oturuyorsunuz?
(Kaynak:raufatillapolat@hotmail.com-haberx)
18.11.2009
Bu yazı 712 defa okundu.

Diğer Yazıları