YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



Mesut Tuna

Millete tepeden bakana 'çağdaş' kafalar!

 

 Yabancılaşma, insanı yavaş yavaş etkisi altına alan bir olgudur. Kişi ailesine, çevresine, kültürüne yabancılaşırken yabancılaştığının farkında olmamakla beraber kendi dışındakilere ciddi reddiyeler dizer.

Prof. Dr. Mahmut Tezcan yabancılaşma için söyle der: “Yabancılaşma, kavram olarak bireysel psikolojik bir durumdur. Yani, bireyin üyesi olduğu toplumdan uzaklaştırılmış, o topluma ve kültüre düşman olan, reddeden kişi demektir. Bu yönüyle de toplumsal bir içeriğe sahiptir.”[*]

Benim güzel ülkemde modernlik adına her şey bir zümre tarafından halka dayatılmak suretiyle benimsetilmeye çalışılmıştır. Bu dönüştürme projesi yürütülürken dönüşüme maruz kalanlar belirli nedenlerden dolayı hiçbir zaman modern elitler(!) tarafından tam anlamıyla kabul görememektedir.

Simge merkezli bakış açıları kişilerin zihinlerinde aşılmaz tabulara sebep olmaktadır. Zihnî manadaki değişim ve dönüşüm yeterli olmayıp, dış görünüşün de mutlak sürede değişime uğraması gerekir.

Yani siz en iyi üniversiteyi bitirip, doktora dahi yapsanız eğer kıyafetiniz uygun değilse size şüpheyle bakılabilir.  Kıyafet anlayışınıza başınız da dâhilse zihni tapuları aşmanız çok zor olacaktır.

Bizatihi hastanede şahit olduğum bir konuyu paylaşmak istiyorum. Hemşirenin, başı örtülü yirmi beş yaşındaki bir bayana sorduğu ilk soru: ‘Okuman yazman var mı?’ Aldığı cevap: ‘Öğretmenim’

Diyalogu duyduğumda aynı evde yaşayıp birbirinden kopuk olan kişiler geldi aklıma. Toplum birbirinden zihnen ve ruhen bu kadar kopuk olmamalıdır. Her örtülü olan ‘overlokçu’ mu olacak?

Yaşadığı topluma yabancı kalmanın acı gerçeğidir bu.

Lahmacun yiyenle havyar yiyen arasında hayat standartları açısında fark vardır. Ancak içinde yaşadığı toplumun kültür ve değerlerine yabancı olmak affedilmez bir hatadır. İftar yemeğinin akşam saatinde olduğu bilmeyecek kadar toplumuna yabancılaşmış kişilerin sahibi olmaz.

Ülkemizde başbakanlık makamına gelmiş bir kişinin farklı hassasiyetleri var diye kızının yurt dışında Tarih eğitimi almasına rağmen hala zihinsel tabuları aşamamış olması acınası bir durumdur. Bahsettiğim kişi Sayın Başbakan’ın kızı Sümeyye Erdoğan’dır.

Bir televizyon programında Ünlü piyanist Süher Pekinel’in “İnanmayacaksınız ama Sayın Başbakan’ın küçük kızı hem keman çalıyor, hem de şan söylüyor. Çok enteresan... Amerika’dayken koroda söylemiş. Klasik şan dersi alıyor” dedikten sonra programın diğer konuğu Mehmet Ali Birand çok şaşırdı ve “Ne diyorsun? Allah Allah, ben hiç bilmiyordum. Gözümde birdenbire değişiverdi kız. Yani bizim gözümüzdeki imajı, hani muhafazakâr, hiç böyle işlerle uğraşmayan, hanım hanımcık falan...” diye konuşmasına ne buyurursunu?

Sırça köşklerden çıkabilen gerçeklerle yüzleşebilir ancak. Önyargılı olduğunuz kesimlere farklı gözle baktığınızda içlerinde birçoğunun düşündüğünüz manada hobi geliştirdiğini görebilirisiniz.

Eğitime ve sanata önem veren sessiz çoğunluk birçok kapıdan döndürülürken arkalarından ‘bunlar renkten, zevkten, sanattan anlamaz kitlelerdir’ diye konuşmak doğru olmaz. 

Nasıl ki her sakalı dedeniz değildir, her başörtülü de sadece okur-yazar olmaktan ibaret değildir. Toplumun her kesimine yayılmış olan bu tür önyargılar kadar ülkemize zarara verecek başka bir şey yoktur.

08.05.2009
Bu yazı 912 defa okundu.

Diğer Yazıları