YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



Mesut Tuna

MUHAFAZAKARLARIN EZİLMİŞLİĞİ

Türkiye’de yaşam tarzı hassasiyeti zaman zaman ‘Yaşam Tarzı Irkçılığı’na dönüşüyor. Ülkemizde siyasetin evrensel sağ sol normlarına oturamamasının en önemli nedeni de bu.
Evrensel siyasette sağ tutuculuğu, tekilciliği temsil ederken sol özgürlükçüğü ve çoğulculuğu temsil eder. AB’ de Yeşillerin ve Liberal solun din hürriyetinden yana Hristiyan Demokrat sağın tutucu duruşu biliniyor. Ancak Türkiye’de ekonomi ve yaşam tarzında klasik sol tutucu ve tekilci iken, sağ özgürlükçü ve çoğulcu duruş gösteriyor.
Yaşam amacını “Mevcudu koruma”ya yönelik belirlemiş kesimler yenilikten korkarlar, değişikliği çağrıştıran her şey karşısında tedirgin olurlar. Değişimin haklı ve mantıklı gerekçelerini öğrenerek değişime ihtiyaç hissederlerse kendilerini güvende hissederler ve  rahatlarlar.
Yaşam amacını “Yeni deneyimlere açık olma” ya yönelik belirlemiş özgürlükçülerin yeterince cesur olmaları gerekir. Haklılığına inandıkları konularda cesur duramazlarsa değişim istemeyenleri ikna edemezler. Hatta ürkek , ezik, kaçıngan duruşları  tam tersi etki ile “Bu kişilerin gizli gündemi var”  algısına neden olur, böylece tutucuların korkularını artırırlar.
Bir endişeli ile bir ürkek aynı odada bulunursa ne olur. Suskunluk endişeyi artırır. İlk adımı suskun ezik kişi atmalı. Açıklık, eleştirilebilirlik, dürüstlük ve içtenlik varsa güven oluşur endişe azalır. Böylece birlikte yaşama bilinci gelişmiş olur.
Türkiye’de dini muhafazakarlığın arttığı istatistiklerle doğrulanıyor. Taşrada çocuğunu okutmayan aileler şehir hayatına uyum sağlamaya başladılar daha zengin ve görünür oldular.
Türkiye’de sağın dini gelenekte özel yaşam tarzında tutucu, sosyal faaliyette ve ekonomi de özgürlükçü olması orijinal bir durum oluşturdu.
Bu yeni muhafazakarlık geleneği de sorguluyor körü körüne. Osmanlıcı değildir, çoğulcu ve sosyal yaşam tarzında özgürlükçüdür. “Yeni Gelenek” oluşturan değişimci muhafazakarlığın oluşması sosyopsikolojik olarak paradigmadır.
Şehirde kurulu düzenleri ve konforları bozulan beyaz Türkler tedirgin bekleyiş içine girdiler. Toplumun % 20 si iken gelir paylaşımında  % 80’e sahip olan yapı tedirgin olmakta haklıdır. Korkularının temeli var mı? Bunu anlamak istemekte de haklılar.
Haksız oldukları konu karşı tarafı korkutup susturarak mevcudu koruyacaklarına inanmalarıdır. Asıl sorun büyüyen pastanın herkesi mutlu etmeye yetip yetmeceğinin anlaşılmasıdır.
Ezik muhafazakar kişilerin yaşam tarzında “namaz kıldığını saklaması, eşinin başının örtülü olduğunu gizlemesi, işyerine tesettürlü çalışan almaması, modern görünümlü kişi karşısında öykünmeci davranması” sık görülen örneklerdir.
Tıpkı Kürt ve alevi kökenlilerin kimliğini saklaması gibi kurulu düzenin baskısı bu duruma neden oldu ama özgüven kazanıp şeffaflaştıkça karşı tarafta güvenin oluşması beklenir.
Tam bu sosyolojik düzlemde “Hür Adam” filmi ilginç tartışmaları başlattı ve hemen savcılığın devreye girdiğini görüyoruz. Şimdi ezik ürkek muhafazakar refleks de devreye girecek mi, toplum böyle bir kişiliğe sahip çıkacak mı, merak ediyorum?
Nursi devlet içindeki çetelerin hedefinde olan, hakkında özel psikolojik harekat ile bilgi notları projeleri üretilmiş ve kara propaganda ile kürtçü ve gerici olarak etiketlenmiş bir kişi idi.  “Hür Adam” filmi bu propagandanın etkisini kaldırabilecek mi göreceğiz.
Nursi hayatı boyunca güncel aktif siyasetten uzak durmuş  bir dini liderdi. Takipçileri bu özelliğini sosyallikle sık sık karıştırmışlardı, sosyal alanda orijinal fikirlerinin anlatılmasını ve sosyal refleksleri siyasete girmek olarak algılayan bir anlayış bu konuda rol oynayacak mı bilemiyorum.
“Özgürlükçü bir şahsiyet, kahraman bir hoca, dinle demokrasinin (Meşrutiyet) doku uyuşmazlığı olmadığını savunan bir ilahiyatçı, analitik düşünen bir din alimi” olan Said Nursi’yi takipçileri bu konuda yeteri kadar savunamazlarsa yazık olur.
Dünyanın  Bediüzzaman’ın oluşturduğu  “İnançlarını koruyarak modernleşme, fen ilimleri ve din ilimleri birlikteliği” sentezine çok ihtiyacı var.
(Kaynak:Prof. Dr. Nevzat Tarhan - Haber 7

03.01.2011
Bu yazı 876 defa okundu.

Diğer Yazıları