YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



Mesut Tuna

NATO ŞİMDİ ?BÜYÜK BELA? -2-

 

TÜRKİYE’NİN TAVRI

Bu gelişmeler üzerine Türkiye de NATO toplantısında AB’ye dair taleplerini pazarlık masasına sürmüş.

Pazarlıkların içyüzü, Financial Times Deutschland gazetesinin sağlam kaynaklara dayandırarak verdiği “NATO, Rasmussen için yüksek bedel ödedi” başlıklı haberinde, biraz daha ayrıntılı olarak ortaya konuldu.

Buna göre, Türkiye ile AB arasında devam eden müzakereler kapsamında, “enerji” ve “vergi” başlıklarının açılmasına karşılık Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Rasmussen’e yeşil ışık yakmış.

NATO toplantısında AB pazarlığı yapılırken, Obama’ya da AB’ye Türkiye’yi tam üye yapmayı telkin etmek düşmüş. Obama’nın bu çıkışı, ABD dış politikasında bir değişikliğin olmadığını ve olamayacağını gösteriyor. Ondan önceki liderler Clinton ve Bush da sık sık AB’ye Türkiye’nin üyeliği için çağrıda bulunmuştu çünkü ve Avrupa Birliği’ne üye ülkeler, özellikle Fransa ve Almanya şimdi olduğu gibi tepkiyle karşılamıştı.

Türkiye üzerinden Obama ile Sarkozy-Merkel ikilisi arasında yaşanan “görüş ayrılığı”, ABD’nin yeni dönem için belirlediği “her şeye sıfırdan başlama” (reset) stratejisinin çok fazla uzun ömürlü olmayacağını da gösteriyor. Çünkü taraflar arasında o kadar çok fazla görüş ayrılığı ve çatışma noktası var ki...

NATO’nun gelecekte nasıl şekillendirileceği ve muhtemel yapıda Türkiye’ye biçilen rol, sözkonusu ABD ile AB’nin çatışma noktalarının önemli kavşakları olsa gerek.

Burada Türkiye’nin düştüğü duruma dikkatinizi çekmek isterim: Türkiye, AB karşısında eline tarihi bir koz geçiriyor ve bunu da AB’ye üyelikte kullanıyor. Çok trajik değil mi? Görünen o ki aşkından gözleri görmez hale gelen Türkiye’yle oynamakta AB hiç zorlanmıyor. AB Türkiye’yi belalı aşığı görmekte haksız mı?

NATO ŞİMDİ “BÜYÜK BELA”

Kuruluşunun 60. yılında NATO en zor ve zayıf dönemini yaşıyor:

Afganistan’da bataklığa saplanmış.

İç çelişkiler gittikçe büyüyor ve çatışmalar şiddetleniyor.

Ayrıca NATO’ya karşı yeniden yükselen muhalefet de dünya çapında gittikçe güçleniyor. 

Bu durumda “ultra-liberal” ve “pragmatist” Rasmussen’in işinin o kadar kolay olmadığı aşikar.  anlaşılıyor.

NATO bu zor durumdan çıkmak için her zamankinden çok daha tehlikeli, saldırgan olacaktır. Tıpkı yaralı bir hayvan gibi sağa sola saldıracaktır.

NATO’nun yeni düşmanı İslam dünyası. Bu konuşuldu, biliniyor. NATO artık Haçlı Seferleri düzenleyecek..  

Rasmussen ise bu saldırganlığa en uygun isim: Afganistan ve Irak işgalleri sırasında Bush’a tam destek verdi; hatta asker gönderdi. Rasmussen ülkesinde yabancı düşmanı Danimarka Halk Partisi ile dirsek teması içerisinde olmasını da burada anmalıyız. İki dönem yabancı düşmanı bir parti ile gayet uyumlu bir şekilde çalıştı ve onların göçmenlere yönelik talep ettiği pek çok uygulamayı hayata geçirdi.

NATO’nun başında şimdi Bush’çu ve yabancı düşmanlığını tolere eden bir pragmatist lider, Türkiye ve İslam dünyasına düşmanlığıyla öne çıkmış Rasmussen bulunuyor.

Bir Bush’çuyu, bir Türkiye ve İslam düşmanını NATO’nun başına getirmek için bunca çaba harcayan ülkelerin liderlerinin aslında Bush’a özendikleri, Türkiye ve İslam dünyasına düşmanlıkları Rasmussen tercihinden anlaşılmıyor mu?

NATO artık büyük bela..

23.04.2009
Bu yazı 673 defa okundu.

Diğer Yazıları