YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



Mesut Tuna

NATO ŞİMDİ "BÜYÜK BELA"

 

NATO ŞİMDİ “BÜYÜK BELA”

 

NATO genel sekreterliğine Danimarka Başbakanı Anders Fogh Rasmussen’in getirilmesi konusunda yaşanan tartışmalar dikkatinizi çekmiştir.

Bakmayın siz yapılan pazarlıklarda, herkes kendisine göre bir “başarı” payı biçmesine; bundan daha önemli olanı, ABD, AB ve Türkiye’nin birbirleriyle ilişkilerine ve gelecekte alacağı şekle ilişkin sinyaller vermiş olması.

Türkiye, “Strasbourg’daki pazarlıktan kârlı çıktığının propagandasını yapa dursun, daha atılan imza bile kurumadan, Rasmussen, hem de İstanbul’da, verildiği ileri sürülen sözleri yerine getirmeyeceğinin açık işaretlerini verdi.

AVRUPA’NIN RASMUSSEN ATAĞI

NATO’nun asıl sahibi emperyalist ülkeler ile Türkiye arasında genel sekreterliğine Rasmussen’in getirilmesi konusunda yapılan pazarlıkta, Ankara’nın ne aldığı ne verdiği konusunda değişik iddialar ortaya atılıyor, yorumlar yapılıyor.

Öncelikle belirtmeliyim ki Rasmussen’in politik kişiliğini, nasıl adaylık pozisyonuna geçtiğini merak edenler, o günlerde Avrupa basınında, özellikle Alman basınında yer alan haberlere ve yorumlara şöyle bir bakmalılar..

Alman basını Rasmussen’in en önemli özelliğinin “ultra-liberal” ve “pragmatist” olduğunu yazıp çizdi. Bunun anlamı çok açık: Rasmussen’in sabit bir görüşü yok. Rotasını, somut duruma göre çiziyor, çıkarına göre yön belirliyor. Anders Fogh Rasmussen’in Danimarka Başbakanı oluşuna ve son olayda NATO’nun genel sekreterliğine gelişine bakılırsa, sözkonusu politikasını uygularken de hep kârlı çıkmayı başarmış görünüyor.

 

Bu arada Rasmussen’in NATO genel sekreteri seçilmesinde Almanya’nın büyük rol oynadığını da tespit etmeliyiz. Avrupa basınında yazılanlara göre, Danimarka, Rasmussen’in adaylığı konusunu ilk olarak Almanya’ya açmış. Başbakan Merkel, Rasmussen’in adaylığına “ikna” olunca, durmamış, açıkça destek vermiş, konuyu Sarkozy’e açmış ve onu da “ikna” edip onayını almış. Böylece Rasmussen, AB’nin ortak adayı olarak öne çıkmış.

Yine basına yansıdığına göre, NATO genel sekreteriliğine Avrupa Birliği’nin ortak aday olarak Rasmussen’i önermelerine Barack Obama  ilk etapta soğuk bakmış. Çünkü, Irak işgali konusunda Bush’un sadık müttefiki olan Rasmussen, Obama’nın politikalarına pek uymamaktaymış. Fakat Obama, katıldığı ilk uluslararası resmi zirvede itibarını sarsacak bir gerilimi ve başarısızlığı göze almadığı için taraflar arasında arabuluculuk yapmayı uygun görmüş ve sonunda istediğini elde etmiş.

Burada AB içinde Danimarka’nın Türkiye ve İslam düşmanlığıyla öne çıkışına vurgu yapmadan geçemeyeceğim. Danimarka’nın eti ne, budu ne, ama Roj TV’ye yayın imkanı vermesi ve “karikatür” komplosu isminden ve cisminden büyük bir rol kazandırdı işte. Fransa ve Almanya’nın Danimarka’yı maşa olarak kullandıkları anlaşılır bir durum aslında. 

Rasmussen’in AB’nin ortak adayı olduğu şeklindeki açıklamalara Cumhurbaşkanı Gül’ün gösterdiği tepki üst üste konulunca, fotoğraf ortaya çıkıyor: NATO toplantısında AB’nin büyük Rasmussen atağı, aynı zamanda büyük fiyaka.. Hatta NATO’ya biçilen yeni rolün işareti..

22.04.2009
Bu yazı 882 defa okundu.

Diğer Yazıları