YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



Mesut Tuna

TÜRK-KÜRT SORUNLARI VE KAVRAM KARGAŞASI

 

"Kürt Sorunu, Güneydoğu Sorunu ya da Terör Sorunu... Adını her ne şekilde koyarsak koyalım, ortada bir sorun olduğu ve bu sorunun gerek bölgede yaşayan vatandaşlarımızı ve gerekse millet olarak hepimizi rahatsız ettiği bir gerçek" diyor Sayın Ekrem Kızıltaş.
Eğer bu cümleyi Kızıltaş 10 sene önce kullanmış olsa okurlarının yüzde 90'ına varan oranı  ona "Ne sorunu kardeşim, meseledir onun Türkçesi" diye itiraz ederdi. Genç nesillere komik geliyor ama "sorun mu, mesele mi?" sorunu bu ülkede bir dönem kimin "komünist" kimin "milliyetçi" olduğunun tespiti için kullanılan anahtar sözcüklerdendi.
Kelime ve kavramların doğru anlaşılması sorunların çözüm sürecini kısaltan etkenlerdenir. Çünkü sorunun çözümü için tanımlanması şarttır  ve tanımın herkesçe aynı şekilde kavranabilmesi için de kullanılan sözcük ve kavramların netliği önemlidir.
Hele de Türkiye'de yaşıyorsanız kelimelerin önemi daha da katmerlenir.  Lisedeyken "benimsemek" kelimesini kullandığım için "uyduruk kelime - Öz Türkçe" tartışması doğurmuş biri olarak bunu en iyi idrak edenlerden biri olduğumu söyleyerebilirim. Sorunu Türkçe öğretmeni çözmüş ve bu kelimenin Öz Türkçe olduğunu ilan ederek beni milliyetçi duyguları hassas arkadaşların elinden kurtarmıştı! 
Oysa yaşayan bir canlı olarak dilde hangi kelimelerin kullanıldığı çok da önemli değildir. Mesela Türkçe, Osmanlı döneminde Farsça ve Arapça, Cumhuriyetin ilk yıllarında Fransızca, sonrasında İngilizce kelimelerin istilasına uğramıştır ama varlığını sürdürmeyi başarmıştır.
Fakat son bir kaç yıldır Türkçe gerçekten önemli bir tehlike arzediyor.  Herkes yabancı kelimelerin fazlalığından şikayetçi ama bana göre o bir 'modadır' ve gelir geçer.  Asıl tehlike Türkçe'nin İngilizce düşünerek hayata geçirilmesi. "Ben geliyorum evden" dizilişindeki cümleleri  (ki magazin servislerinin kullandığı cümleler yanında bu çok masum) okuyarak ve dinleyerek büyüyen bir neslin gelecekteki Türkçe'sini  çok merak ediyorum. "Oha falan olacağımız" kesin yani!
Neyse konuyu saptırmamayım, yazıya giriş yaptığım cümleyi şu an incelemekte olduğum Kürt Sorunu "Acil Gerçekçi Yaklaşım" adlı kitapta  (Birey yayınları) gördüm. Ekrem Kızıltaş ile birlikte ünlü 25 ismin daha konu hakkındaki görüşlerinin derlenmesinden oluşuyor kitap.
Çok isimli olmasına rağmen kitap aslında yeterince çok seslilik içermiyor. Sadece siyasi duruşları bileşenlerin ve çakışanların değil de teğet geçenlerin ve zıt kutupta yer alanların da görüşlerine yer verilseydi çok daha anlamlı ve gerçek anlamda çözüm araştırmalarına ışık tutucu olabilirdi. Fakat bu kusuruna rağmen kitapta yer alan isimlerin açılım ve tespitleri önemli. Özellikle konu hakkında kulaktan ve medyadan dolma bilgilerle ahkam kesenler hiç değilse bu görüşlere bir göz atma zahmetine katlanabilirlerse hiç fena olmaz...   
Mesela Türkiye'nin tüm sorunlarını üç aşağı beş yukarı 'Kaçıncı Cumhuriyetin yaşandığına" endeksleyen Mehmet Altan üstadımız Kürt Sorununun çözümünü Ergenekon Davasının sonucuna endeklemiş ve "Kürt Sorununu Ergenekon Davasının Sonucu çözecektir" demiş. Ergenekon davasını da rakamlı cumhuriyetler davasının bir hesaplaşması olarak yorumladığına dikkat çekersek Altan'ın görüşü malumun ilamı ama cümlesinin çarpıcı olduğu  da tartışılmaz.
Sadık Yalsızuçanlar'ın "Kürt sorunu nedir, ne değildir?" başlıklı incelemesi kayda değer.
Ama en çok Sevan Nişanyan'ın "Kürt sorunu yoktur, Türk sorunu vardır" başlıklı kısa makalesine takıldım ben. Kendisinin etimolojik alandaki bilgi ve kariyerine saygım vardır. Sözlüğü Türkçe'nin pek çok konudaki etimolojik sorunlarını çözmemde son derece yardımcı olmuştur bana.  
"Zamanın Kürtlerden yana" olduğuna inanıyor Nişanyan ki katılıyorum.  Askeri baskının ters teptiği konusunda hem fikiriz.
Ancak, "Yabancı devletlerin Kürt Mücadelesinin oluşumuna katkıda bulunup bulunmadığı" konusunda yazarımız her nedense cahili oynamayı seçiyor.
Buna rağmen, "29 yıldır süregelen propaganda çabasına rağmen Türk Devleti'nin bu yönde inandırıcı en ufak bir delili bile koyamamasını" anlamlı buluyor! "Her halukarda Batılı devletlerin, önemli bir NATO müttfefiki olan Türkiye'yi bölmek ya da zayıflatmak gibi bir çıkarı olabileceğini anlamak güç"müş"! Dış faktörlerin eğer varsa, olaylarda marjinal bir rol oynadığı muhakkakmış! 
"One munite" diyorum ben bu noktada!
Her konuda derin bilgi arz edip, sorunun en önemli atar damarını teşkil eden bir konuda "ben fazla bilmiyorum, cahilim " yaklaşımı ne inandınıcı ne de hoş bir yaklaşım. Varsayalım ki sayın Nişanyan bu konuda gerçekten cahil. O zaman şunu sorarım ben;  "Bir boyutunu hiç önemsemediğiniz bir sorunu tümüyle kavradığını varsayarak vardığınız hükümlerin varlığı da tehlikeye girmiyor mu?"
Yanlış anlaşılmasın "bölünme korkusu" yaşayan ve "dış mihrak" masalları uydurarak toplumun hamasi ruhunu canlı tutma hesapları olan biri değilim. Ama bu nokta; abartanları ve "vahim vesveseye" dönüştürenleri bir yana atarsak, konunun önemsiz ayrıntısı değildir. Çünkü uluslararası ilişkilerin "dini, imanı, milliyeti" yoktur, "çıkar hesapları" vardır.
Bir kere küresel düşünürsek "Kürt Sorunu" temel itibarıyla sadece "Türkiye Cumhuriyeti'nin Sorunu" değildir. Türkiye Cumhuriyeti'nin payına bu sorunun en büyük dilimi düşmüştür sadece. Hatta diyebiliriz ki Türkiye Cumhuriyeti'nin bu sorunu aşma yolundaki en büyük hatası da "kendi iç sorunu" olarak görmekte ısrar edip, komşu devletlerin görüşlerini ya hiçe sayması, ya da önemsememesidir....  
Ve yine büyük oranda katıldığım bir tespiti var sayın Nişanyan'ın: "Türk siyasi hayatındaki en büyük çıkmazın Kürt Sorunu değil, 'Türk Sorunu' olduğunu anlamak gerekiyor...."
Ama ne var ki "Türk sorunu" konusu sanıldığı kadar da berrak bir sorun değil. Hatta kelimelerin efendilerinden bir araştırmacı olmasına rağmen kendisinin düşünceleri bile bu konuda çok karışık!
Etimolojiyi çok iyi bilen sayın Nişanyan'ın, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak Türk olmak ile bir kavmin ferdi olarak Türk olmak  arasındaki farkı bildiğine eminim. Bu bağlamda bir alt kimlik olarak Türklerin de Kürtler kadar kendi 'kan bağı' varlıklarını savunmaları sosyolojik bir vakıadır ve kınanmaması gerekir. Kınanacak ise de ikisi birlikte kınanmalıdır. İşin daha da derinine inersek, Türk Milliyetçiliği ve Kürt Milliyetçiliği en son sahneye çıkan milliyetçilikler arasındadır...
Onların hemen öncesinde hangi milliyetçiliklerin sahneye çıktığını hatırlatmaktan hicap duyarım. Çünkü bu milliyetçiliklerin tezahüründe ve azgınlaşmasında o milliyetçiliklerin rolünü tartışmaya başlarız ki bu kısır döngünün sonu gelmez....
Kabul edelim ki üst kimlik olan Türk ile alt kimlik olan Türk'ün isim benzerliğinden doğan kargaşayı sadece ırkçı Türkçüler değil, Irkçı Azınlıklar da kendi leyhine kullanmaktan kaçınmıyorlar....
Oysa Cumhuriyet'in ırkçılıkla suçlanan kurucu kadrolarının (içlerinde ırkçı olduğununu reddedemeyeceğimiz isimler az değilse de) Türk kavramını en azından fikirsel bazda ırkçı değil, üst kimlik olarak kavradığına dair oldukça somut bir delilimiz var bugün elde.
Görüntüleri
www.cankaya.gov.tr sitesinde de yayınlanmakta olan Atatürk'ün ABD Büyükelçisi Joseph C. Grew'e hitaben Amerikalılara gönderdiği mesajın içeriğine bir bakalım.   
"Muhterem Amerikalılar,
Türk milletiyle Amerika milletinin ve karşılıklı olduğuna emin bulunduğum muhabbet ve samimiyetin tabii menşei hakkında birkaç söz söylemek isterim.
Türk milleti tab'en demokrattır. Eğer bu hakikat şimdiye kadar medeni beşeriyet tarafından tamamıyla anlaşılmamış bulunuyorsa, bunun sebeplerini, muhterem sefirimiz Osmanlı İmparatorluğu'nun son devirlerini işaret ederek çok güzel ifade ettiler. Diğer taraftan Amerikan milletinin benliğini hissettiği dakikada istinad ettiği, i'la ettiği demokrasidir.
Amerikalılar bu mevhibe ile mümtaz bir millet olarak beşeriyet dünyasında arz-ı mevcudiyet eyledi. Büyük bir millet birliği kurdu. İşte bu noktadandır ki Türk milleti Amerika milleti hakkında derin ve kuvvetli bir muhabbet hisseder. Ümit ederim ki bu müşahede iki millet arasındaki mevcut olan muhabbeti kökleştirecektir. Yalnız bu kadarla kalmayacak, belki tüm beşeriyeti birbirini sevmeye ve bu müşterek sevgiye mani olan mazi hurafelerini silmeye, dünyayı sulh ve huzur sahasına sokmaya medar olacaktır.
Muhterem Amerikalılar,
Temsil etmekle mübayi olduğum Türk Milletinin, yeni Türkiye Cumhuriyeti'nin insani gayesi işte bundan ibarettir..."
Türk Milleti ile Amerikan Milleti kullanımına lütfen dikkat... Atatürk, alt kimliklerin farkında olduğu için özellikle Türk Milleti kavramı ile Amerikan Milleti kavramının parelelliğine vurgu yapıyor. (Ha Güneş Dil teorisi gibi oldukça ütopik ve ırkçı açılımlar içeren tezlere de inandığı olmuştur,  o ayrı bir mesele (ama siyasi koşullar göz önüne alındığında o sapkın kavramın ortaya atılmasının da bir mantığı var)
Gerçi burası Türkiye, şimdi birileri çıkıp, "Al işte kurucuları da Amerikancıymış" diyecek kadar konunun cılkını çıkartabilir ki sayın Nişanyan bu ülkede hemen her meselenin cılkının nasıl çıkartıldığını tecrübeleri ile yakından bilmektedir...  Dağıtmamakta yarar var.
Velhasıl, kabul ediyorum Türk sorunu vardır, önemli bir sorundur, çözümü çetrefillidir, Kürt Sorunu denilen sorunun büyümesinde rolü büyüktür ve bu sorun her alanda Türkiye'ye büyük zarar verdiği için mümkün olabildiğince kısa sürede çözülmelidir. 
Ama Kürt Sorunun çözülmesi şartını Türk Sorunun çözülmesine endekslemek de en az Türk Sorununu bu milletin başına bela edenler kadar meseleye yüzeysel bakmaktır...
Eğer bir sorunu diğerine endeksleyerek çözüm önerecek olursak, bu topraklardaki sorunları gelecek yüzyıl içinde bile çözemeyeceğiz demektir.
Oysa her sorunun çözümü için gereken asgari şartlar bellidir:  Somut bilgi ve belgeleri baz alan akademik araştırma, empati ve ahlaklı saptamalar...

12.05.2009
Bu yazı 1254 defa okundu.

Diğer Yazıları