YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



Özge Çelik

KAOS GERÇEĞİNDE NORMALLEŞMİŞ PARANOYA

 

Tüm ilişkilerin temelinde güven vardır.

Ebeveyn-çocuk, kadın-erkek, terapist – danışan, birey-toplum…

Güven olmayan bir ilişkinin devam etmesi de çok sağlıklı değildir. Devam ediyorsa da bir şekilde çıkarlar söz konusu olabilir.

 

Ben bir terapist olarak, danışanımla olan ilişkilerimde bu konuda çok titiz davranırım. Hem yetişkinlerle hem de çocuklarla çalışırken.

 

Özel hayatımda da aynı şekilde oğlumla ve eşimle olan, arkadaşlarımla olan ilişkilerimde, bu güven ilişkisini temel alırım her zaman. Benim de iş, eş, arkadaşlık ilişkilerimde temel ihtiyaçlarımdan biridir güven. Diğer insanların da temelde güven ihtiyaçlarının olduğunu düşünürüm ve hissederim. Bugüne kadar terapisti olduğum birçok danışanımın da hayatlarında bir yerlerde bu güven duygusunun zedelendiğini görmüşümdür çoğu kez.

 

Nasıl da önemli bir ihtiyaçtır “güven”… Kurması zor, yıkılması ise bir o kadar kolay. Yıkıldıktan sonra ise kaldırması zor bir enkaz kalır insanın yüreğinde.

 

Kişinin böyle bir durum karşısında depresyon yaşaması, diğer insanlara karşı da güven kaybının oluşması, tekrar ilişki kurmakta güçlüklerinin olması,  paranoya yaşaması hiç de anormal değildir. O kadar normaldir ki güven kaybı oluştuğunda bunların olması... Aynen vücudumuzda yanan bir yerde yanık izi kalması gibi ya da savaşta gazi olmak gibi... Nasıl yanık izini, savaş yarasını belki bir ömür boyu vücudunda taşıyacaksa kişi, o enkazı da uzunca bir süre taşıması gerekecektir. Belki de bir ömür boyu! Travmanın içinde, depresyonun eşiğinde yaşayan bu kişinin içindeki bu koca enkazla hareket etmesi o kadar güçleşmiştir ki, narkoz almış bir hastaya benzetebiliriz kendisini. Kalbinde derin bir yara vardır gerçekten. Sanki harabeye dönmüş bir şehir, virane olmuş topraklar, cebren ve hile ile zaptedilmiş kaleler, girilmiş tersaneler, dağıtılmış ordular vardır kalbinde. Darmadağın olmuştur her şey. Ayılması için önce içindeki o narkoz etkisi yapan enkazı kusması gerekir. Nitekim ayıldıktan sonra da geçmez enkazdan geriye kalanlar. Yani yanık izleri,savaş yaraları... İşte bu yaralarla tekrar tutunmayı öğrenir hayata.

 

Anlattıklarım gerçekten zor ve acı görünse de insanoğlu olarak belki pek çoğumuz yaşamışızdır bu durumu hayatlarımızda ve bir şekilde tekrar kalkmayı başarabilmişizdir. 

 

Bireysel ilişkilerimiz için ihtiyacımız olan bu güvenin aynısı, bireyin ait olduğu toplumla kuracağı ilişki içinde geçerlidir. Çünkü insan kendisini ait hissettiği topluma da güven duymak ister. İnsan, aynı zedelenmeyi yaşadığı toplum içerisinde de yaşayabilir. Ve yine o enkaz içerisinde bulabilir kendisini. Daha kötüsü; içinde yaşadığı topluma karşı güvenini yitirmiş, artık kendisini buraya ait bile hissetmiyor olabilir. Bu durum kişiyi intihara bile sürükleyebilir.

 

Bireysel yaralarımızla hareket etmeyi öğreniriz belki yavaş yavaş ama toplumsal yaralarımız için bunu söylemek daha güç. Tek bir kişi değil, birkaç nesil birden etkilendiği için iyileşmesi  daha uzun zaman alıyor ve alacak gibi de duruyor. 

 

Nitekim üzerinde yaşadığımız toprakların yıllardır üzerine musallat olmuş düşmanların gölgesinde yaşamaktayız. Kimin düşman kimin dost olduğunu bilmeden. Belki hala daha bilmiyoruz. Maskeler düşmeden de bilmek neredeyse imkansız!

 

İşte bu da toplumsal bir paranoyaya sürüklüyor herkesi. Nasıl bireysel ilişkilerde yaşanan güven kaybından sonra, kişinin tekrar ilişki kurması güçleşiyor ve diğer insanlara karşı da güven kaybı yaşıyorsa, birey-toplum ilişkisinde de aynı şey geçerli. Kim kimin ne olduğunu bilmiyor, birileri kim olduğunu saklamaya çalışıyor, ifade edilen amaçlar farklı, asıl altta yatan amaçlar ayrı, güven temeli zedelenmiş ilişkiler var, belki bazıları hala devam ediyor, çünkü çıkarlar söz konusu, belki bazısı bitecek, çünkü kangren olmuş.

 

İşte tüm bunların arasında tekrar ayağa kalkmaya çalışan bir millet, insanlar, koskaca bir ülke, Türkiye var... Bu bireysel bir iyileşme değil, toplumsal bir iyileşmenin öyküsü olacak. Umarım bir an önce iyileşir ayağa kalkarız. Ama şunu da unutmamalıyız ki iyileşmek için temelinde güvene dayalı ilişkiler geliştirmemiz gerekiyor. Haftaya güvene dayalı bu ilişkileri nasıl geliştirebileceğimizle ilgili çözüm öneriyle görüşmek üzere.

 

Güzel günlere, aydınlık yarınlara olan inancımla…

 

Ayrıntılı bilgi için

İDEA PSİKOLOJİK HİZMETLER

0 256 225 05 06

07.08.2016
Bu yazı 1044 defa okundu.

Diğer Yazıları