YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



Semra Şener

AYŞE ARMAN’I N KIRMIZI BAVULU

TOBB Aydın İl Kadın Girişimciler Kurulu perşembe günü Kuşadası'nda bir program düzenledi. Kişiliği, nezaketi ve başarıları ile Sevgili Esen Türker'in başkanlığında, Kurulumuzun, başarılı çalışmalara imza atacağına inancım tam. İş hayatında 23'üncü yılını yaşayan bir kadın girişimci olarak içlerinde olmaktan mutluyum. Sevgili başkanımız Esen Hanım'ın bir kadın gazeteciyi ağırlayacağımız bu program için TOBB Kadın Girişimciler Kurulu üyesi bir kadın gazeteci olarak beni bizzat davetinden ayrıca gurur duydum, teşekkür ederim.

                               Düzenlenen  etkinlik kapsamında gazeteci Ayşe Arman iş dünyasındaki girişimci kadınlarla bir söyleşide buluştu. Bir salon dolusu kadın, saat 3.5 da başlayan programda hem Arman'ı dinledi hem de kendi hikayelerini anlattılar. Söyleşiye kayınvalidesinin kırmızı bavulunu açarak başlayan Ayşe Arman, kadının hayatındaki sorumluluklarını ifade eden objeleri bir bir bavuldan çıkararak anlattı. Neler yoktu ki o kırmızı bavulun içinde. Biberondan, çocukların ödev defterine, ayakkabı boyasından, sebze meyveye, tabletten kahvaltılık malzemeye kadar farklı objelerle anlatılmak istenen aslında kadının ne çok şeyden sorumlu tutulduğu yada bir başka ifadeyle tüm bunların üstesinden tek başına gelecek güçte olduğu idi.     Sabah çocuklarının kahvaltısından başlayan sorumluluklar dizisi, eşinin ailesi ile ilişkilerin bile kadının sorumluluğunda olduğu gerçeği ile ifade edildi. Evde yemeği sen pişirmiyor-san bile ne pişeceğinden kadının sorumlu tutulduğunu ifade etti Arman. Evin temizliği, düzeni, mutfak işleri, çocukların okulu, dersleri ve öğretmenleri ile ilişkilerinin tamamını kadının yönettiğini tek tek anlattı. Çocukların kariyerlerinin bile kadının sorumluluğundaymış gibi gösterildiğini ifade eden Arman arkadaşlarının doğum günlerinde hediyeleri bile annelerin seçtiğini dile getirdi. Hayatın içinde bu kadar büyük bir organizede kadının hiç teklemeden büyük bir başarı gösterdiğinin her defasında altını çizdi. Salondaki kadınlara mesaj çok netti; “Aslında bütün bu anlattıklarımı sizler hergün kendi hayatlarınızda başarıyor ve günlük sıradan işler olarak çok büyük bir başarı ile idare ediyorsunuz. Üstüne bir de iş kadınları olarak iş hayatınızı da yanında götürüyorsunuz.”

                Arman "Kendinize kocaman bir alkış" dediğinde salondaki kadınlar aslında nelerin üstesinden geldiklerini, bir günlük rutin hayatlarında neleri başardıklarını, bir başkasının anlatımı ile bir defa daha anladı. Arman, tüm bu sorumlulukların üstüne, iyi bir eş olma kriterlerini de ekledi. “Kadın, ev, çocuk, annelik, iş, eş derken bütün bu işlerin üstesinden geldiği gibi, bir de bakımlı olacak. Kendisinden beklenen bu çünkü. Saçı başı bakımlı olacak, kaşı gözü makyajı yerinde olacak” diyerek kadına toplumun bakış açısının da altını çizdi.

                "Vay be" demedim desem yalan olur. Biz neymişiz. Aslında ne çok şey yapıp kendimizi hala yetersiz hissedermişiz de haberimiz yokmuş. Birileri sizi size anlatınca kendinizi daha iyi anlıyorsunuz aslında. Salondaki diğer kadınlar gibi ben de günlük hayatımı gözden geçirdim. Sabah kalk, çocuklar uyanıncaya kadar evi toparla, oyuncakları toparla. Çünkü bi görseniz her yerlerdeler. Koltukların altı, mutfak, misafir odası, koridor her yer irili ufaklı oyuncaklarla dolu. Ardından "işe gidene kadar yıkadığın kardır, sen çıkana kadar biter" diyerek çamaşır at makineye. Önce onları tek tek seçersin. Renklisi, beyazı, siyahı…Süpürgeyi çalıştıramazsın çünkü daha erken, çocuklar uyuyor. Onların uyanmasını beklersin. Eğer daha çok varsa uyanmalarına bu arada akşam yemeğini aradan çıkarman mümkün. Ama diğer işler çok zaman aldıysa bir bakmışsın sen daha yemeğin başına geçmeden uyanmışlar senden kahvaltı bekliyorlar.

                Yumurtalı ekmek kolay olanı. Asıl iş krep istediklerinde. 2 yumurta, 2 bardak süt ve 2 bardak unla iş tamam ama ya pişirmek. Yaklaşık bir saat ayak-tasınız ocağın başında. O arada çocuklar ne yapıyor dersiniz? Nerede olacaklar, sizin sabahtan beri topladığınız evinizi dağıtmakla, yine yerle bir etmekle meşguller. Bütün oyuncaklar yine ortada. Koltuk minderleri yerlerde, yastıklar havada uçuşuyor.

                Ardından binbir nazla sofraya zorla otururlar. Acıkmadık dediklerinde bütün cinler tepenize toplanır. Akşam yemeğinin üzerinden neredeyse 13-14 saat geçmiş ama onlar acıkmamışlar. Biri oturur öbürü kalkar, biri yer diğeri bakar, biri oturur biri doyar derken sizin öğle saatleri yaklaştığında enerjiniz tükenmiş, sabrınız yeterince sınanmış, sinirleriniz çamaşır ipine dönmüştür. Sofradan kalktıklarında ise asıl işiniz başlar;akşam yemeği hazırlıkları. Ardından işe gitmek için hazırlıklar başlar.

                Çocukları dedelerine emanet edip evden işe gitmek için çıktığımda tüm bu işlerden dolayı kendimi hem yorgun, hem de rahatlamış hissederim. Sonra derim ki kendi kendime; “Hadi bakalım şimdi sıra onların gelecekleri için çalışmaya”. Bu yüzdendir bence kadının bu bitmek tükenmek bilmeyen gücü. Yaptığı her şeyde anneliği hep birinci planda. Bence kadın ondan bu kadar güçlü. Ne yaparsa yapsın yorulmak nedir bilmiyor, enerjisi bir türlü tükenmiyor. Size anlattıklarım sizin evde olanlardan farklı değil. İster ev kadını, ister çalışan kadın olsun, aslında kadın bitmeyen bu enerjisini anneliğinden alıyor. Anne olsun olmasın, genlerindeki annelik içgüdüsünden alıyor. Bugün tüm bu sorumlulukları bir erkeğe verseniz eminim birkaç gün sonra pes eder. Ne kadar iyi niyetli olursa olsun bir kadın kadar aynı anda birçok işi planlama ve koordine etme becerisini gösteremez. Sizin evde de siz hasta olduğunuzda o evin bütün düzeni bozulmuyor mu? En fazla 2 gün idare edebiliyorlar. 3. gün siz hala yataktaysanız, yavaş yavaş ev raydan çıkmaya başlıyor. Kadının yıllarca, aylarca sürdürdüğü bu düzen, birkaç günde yerle bir oluyor. Çamaşırlar birikiyor, evdekilerin ağzının tadı bile kaçıyor. Sonra ev dağılmaya başlıyor. Sizin hergün büyük bir sabırla düzenlediğiniz ve her şeyi yerli yerine koyduğunuz çekmeceler bile birbirine giriyor. Herkes "Artık kalk" diye gözünüzün içine bakmaya başlıyor. İşte o an, bence bir kadının bir başına ne kadar büyük bir sorumluluğun üstesinden geldiğinin ispatı olan bir an. Çünkü sizin kurduğunuz ve yıllarca, aylarca koruduğunuz bu düzeni ancak 2-3 gün devam ettirebiliyorlar.                                                  Söyleşi de Ayşe Arman'ın da dediği gibi tüm bunları yapıyor olsak da şikayetçi değiliz. Çünkü bizim tuzumuz kuru. Biz şanslı olan taraftayız. Çok daha zor koşullarda hayatını devam ettirmek zorunda olanların yanında, bizim hayatlarımız ve çektiğimizi düşündüğümüz sıkıntılarımız çok sıradan kalıyor. Mız mız olmanın anlamı yok. O zaman söyleşiden şu sonuç çıkıyor; "Girişimci kadınlar olarak, o kadınların hayatlarına dokunmak. Hem de hemen..."

15.08.2015
Bu yazı 1001 defa okundu.

Diğer Yazıları