YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



Semra Şener

BİTMEYEN İMTİHAN

19 Mayıs günü ADD'nin paneline katıldım. İyi ki de gitmişim. Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmamak gerektiğini hep duyarız, hatta onaylarız da ama bu tip toplantılara katılmak millet olarak hep zor gelir bize. Hep bir bahane buluruz. Birileri çıkar bizim tarihimizle ilgili bize çamur atar, cevap verecek sözü-müz vardır ama belgemiz olmaz. Birileri kalkar dinimizle ilgili bir şeyler iddia eder, cevap verecek sözümüz vardır ama ispatımız olmaz.

                Kuran-ı Kerim'i namaz sürelerinden ibaret sayan din kültürü ve ahlak bilgisi dersleri ile büyümüşüzdür çünkü. 5 yıl ilkokul okutulur, üstüne 3 yıl ortaokul, ardından 3 yıl da lise mezun olduğunuzda dünyanın din olarak gönderilmiş son kitabı ile ilgili bize öğretilen tek şey üç-beş namaz suresi ile İslam'ın ve imanın şarlarıdır.

                Gelelim ümmet olmak dışında millet olmaya.Milli mücadele anlatılmıştır aslında okul yılları boyunca, ama nedense hep en önemli yerleri eksik bıraktırılarak. Atatürk'ü biliriz ama tanımayız, bir sürü kitap yazdığını, geometri ve matematik dehası olduğunu bu konuda kitaplar yazdığını, bilmeyiz. Ya da çok büyüyünce öğreniriz. O da şanslıysak.

                Nutuk okutulmaz ve içeriğindeki çok önemi deyatlar öğretilmez  bu 11 yıllık okul hayatı boyunca hiç birimize.Bizim zamanımızdan bahsediyorum, 11 yıl derken elbette, şimdi 12 oldu.

                Böylelikle dinini tam anlamıyla tanımayan, milli değerlerini tam anlamıyla bilmeyen, iki arada bir derede bir nesil çıkar karşımıza sonuç olarak. Yabancı hayranı, düşmanının dostunun farkında olmayan, fikri ve zikri başka ellerde bir insan topluluğu. Muhakeme yeteneği sıfırın altında, kim ne derse oraya çekilebilen, kendini birilerinin daha iyi düşündüğü-nü zanneden bir topluluk olursunuz günün birinde.

                Bilgi eksikliği en büyük zaafımız. Birileri çıkar yalan yanlış bilgilerle beyinlerimizi yıkar, ona dur diyecek donanımımız olmadığı için birileri atı alır Üsküdar'ı geçer, biz sadece seyrederiz.

                Halbuki ilimin ve bilimin doğduğu toprakların çocuklarıyızdır aslında. Ama farkında mıyızdır işte o tartışılır. “İlim ve fen Bağdat'ta olsa gidip alınız der öğretilerimiz, “Oku” diye başlar kutsal kitabı-mız, ama cehalet en büyük sığınağımızdır. Hep onun arkasına saklanırız. Çünkü kolaydır kaçmak, zor olan asılmak ve mücadele etmektir.

                Ermenileri katlettiniz derler, içimizden biri “Evet 1 milyon Ermeniyi kestik diye çıkar ortaya Nobel ödüllü ona verirler.

                Kürt Sorunu diye başlık atar, uluslararası güçler, küresel oyunlar oynar topraklarımızda, ne kürdümüz ne türkümüz “höyyt” diyemeyiz. Avrupa'dan ne üdüğü belirsiz adamlar Ankara'ya rağmen Diyarbakır'a gelip temaslarda bulunurlar, hükümetler dahil kimseden “tısss” çıkmaz. “Sen benim ülkemde ne arıyorsun”diye hesap soramaz kimse, ne gelenden ne  gidenden. Yol geçen hanı gibi anlayacağınız.

                Sırf bu yüzden bu tür küresel yalanlarla 40-50 yılda bir birbirimiz yer dururuz. Bu durum kardeş kavgasını seyredip ellerini ovuşturanların da işine gelir. Bir tane askere, ayrı bir asgari yatırıma, kendi vatandaşının can güvenliğini tehlikeye sokacak küçük bir riske bile girmeye gerek yoktur bu yöntemde. Kardeş kardeşi kırar, Müslüman müslümanı, sağcı solcuyu, solcu sağcıyı. Onlar da geçer karşıdan burunları bile kanamadan, mutlu mesut seyrederler. Seyrederler seyretmesine ama bu işte bi hata yok mu sizce de. 

                Peki söylenen pembe yalanlara inanlara ne dersiniz? Tuzağı görmek bu kadar mı zordur? Gözler bu kadar mı kördür? Irak'ı özgürleştireceğiz diyerek geldikleri topraklarda kaç yıldır kan durmuş mudur? Onu da mı görmezler? Sizin demokratikleşmeniz kimin umurunda sanırsınız? İşleri güçleri yok dünyanın öteki ucundan, siz krallar gibi rahat rahat yaşayın diye mi gelir bu insanlar sanırsınız?        

                Ama yok! Böylesi kolayımıza gelir. Çünkü zordur diğer yolu seçmek. Kim uğraşacak tek tek incelemek, araştırmak, herkese bunun aslında büyük İsrail'i kurma projesi olduğunu bıkmadan usanmadan anlatmak için. Kim uğraşacak?

İsraili'in bayrağının bile Dicle ile Fırat arasındaki vaad edilmiş toprakları resmettiğini, iki mavi çizgi arasında Davut yıldızının bunu ifade ettiğini bıkmadan usanmadan kim anlatacak. Susuzluktan Akdeniz'in suyunu arıtarak kullandıklarını, bu kadar imkansızlıklar içinde bile, sana çatır çatır tohum üretip sattığını, bunu da senin topraklarını ve tarımını sana muhtaç bırakmak için yaptığını kim anlatacak, kim ne zaman anlayacak?                  

Tohumlarındaki kimyasallar sayesinde yakın bir gelecekte Türk topraklarının tarım yapılamayacak hale geleceğini kim anlatacak bu çiftçiye, hükümetlere, üniversitelere.

                Kendi söyledikleri yalanlara öyle çabuk inandırırlar ki bizi. Sanki inanmaya hazır bekler bir tarafımız. Bizim içimizde kötülük yoktur ya, herkesi öye sanırız. Canım annemin bir lafı vardır; hiç aklımdan çıkmaz. “Sen herkesi kendin gibi mi sanıyorsun kızım, canım benim“der. Bu kulaklara küpe bir öğretidir aslında.

                O kadar uğraşıp DNA mızda bir türlü çözemedikleri şifre budur bence. Biz herkesi kendimiz gibi iyi niyetli ve kötülük düşünmeyenlerden sanırız. Hep yanılırız, ama kodlar başka türlüsünü bilmez. Unuturuz yediğimiz kazıkları, yine başa sarar aynı talihi yeni baştan yaşarız. Olan bize olur ama yine de akıllanmayız. 

                Gelelim tekrar panele. Mehmet Perinçek Türk tarihinin en büyük araştırmasına im-za atmış. Kıskanmamak elde değil. Sen yaşıtların telefonlarla en hızlı mesaj yazma rekorlarını kırma çabalarında debelenirken kalk Rusya'ya git. Oralarda araştırmalar yap, başına gelmeyen de kalmasın. Ülken sana te-şekkür edeceğine bir de içeriye atsın. O kadar yorgunluğa mesaiye bir de cezaevlerinde yat çık. Ama Ermeni Soykırımı yalanına en sağlam delilleri Rus arşivlerinden bul getir memleketine, sonra utanmadan haykır dünyaya. Onu dinlemek çok büyük bir emeğin ve idealin karşısında saygı duruşunda olmak gibiydi. Üşenmemiş bu tarihi yalanın, bu komplonun tüm ayrıntılarını Rusların ve Er-menilerin kendi belgeleriyle tokat gibi vurmuş yüzlerine. Tabi bunca yıldır nerelerdeydiniz dercesine bizim yüzümüze de.              

Bu idealist gence kadar bu yalanın atıldığı yıllardan bugüne, o kadar tarihçimiz ne yaptı diye sorası geliyor insanın. O yapmamış olsaydı hala durum sıfıra sıfır elde var sıfır olarak mı kalacaktı? Helal olsun  o zaman. Bu onlara da büyük bir ders olmuştur herhalde.

                Osmanlı Tarihini, Türk Tarihini, hatta Atatürk'ü bile bizden iyi bilen yabancı tarihçilerden Türkçe çeviriler yapmayı bırakırlar belki artık. Bize gerçek tarihimizi, mili tarihimizi anlatırlar ne dersiniz?

                Günver Hocamın Milli Mücadele sunumu yine muhteşemdi. Aydın'ın Yunan İşgalini satır satır senin sayende tarihe geçiyoruz hocam hakkını helal et bize ne olur. Atakan hocamın net ve sonuç odaklı sunumu ise dinlenmeye değerdi doğrusu. Kısacası, moralim yerine geldi. Bu 19 Mayıs benim umudumu yeniden yeşertti.

                Söylemeden geçersem içimde kalır. Panelle ilgili Atila Dağıstanlı hocamın yazısındaki eleştirisine de aynen katılıyorum.

                Bu panel bana şunu öğretti; Türk'ün bu imtihanı aklını başına alana kadar bitmeyecek!

21.05.2015
Bu yazı 1054 defa okundu.

Diğer Yazıları