YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



Semra Şener

BİZ OLMUYORUZ OLMAYACAĞIZ!

Cumartesi günü bu şehirde çok üzücü bir kaza sonucu daha 45 yaşında bir işadamı herkesin gözü önünde hayatını kaybetti. Diğer şeritte doğalgaz çalışması yapılıyor diye tek şeride inen bulvar trafiği, bir cana daha mal oldu. Aydın AK Parti teşkilatının kurucularından da olan,  il başkan yardımcılığı da yapmış işadamı Güner Gürgen yolun karşısına geçerken belediye otobüsünün çarpması sonucu feci şekilde can verdi. Kazanın videosunu izlediğimde üzüntüm ket be kat arttı. Yaya geçidinden karşıya geçerken belediye otobüsü ile adeta burun buruna geliyor ama son anda. Ne bir adım ileri, ne bir adım geri. O an herşeyin bittiği an. Korkunç bir çarpma sesi ve acı son. Etrafta ne ol-duğunu anlayamayan, oraya buraya koşuşturan çığlık çığlığa insanlar.

                Dün işe gelirken özellikle kaza yerini görmek istedim. Kazadan ders alınarak bir şeyler yapılmış olabileceğini inanın hiç ama hiç düşünmedim. Çünkü artık kanıksadık. Burası Türkiye. Bu şehirde de tıpkı ülkemde olduğu gibi, kimse üzerine hiçbir şey almıyor, alınmıyordu. Bu şehirdeki yetkililer de, sorumluluk duygusu diye birşey taşımıyor. Giden can kendinden olmayınca, "Amannn boşver bana ne" diyor. Ateş sadece ama sadece düştüğü yeri yakıyor. Bir çocuk hayatı boyunca hep yokluğunu hissedeceği babasını kaybediyor. Olsun bizimkilere nasıl olsa birşey olmuyor. Bir kadın küçücük çocuklarıyla hayatın tam yarısında, daha 45 yaşındaki hayat arkadaşını kaybediyor. Kaybetsin kime ne... Olar evlerine gittiklerinde eşleri sıcacık yuvalarında nasıl olsa onları bekliyor. Bir anne- baba 45 yaşına getirdikleri evlatlarını bir saniyenin içinde kaybediveriyor. Hem de hiç yere, pisi pisine. Kaybetsinler ne olacak... onların çocukları hayattalar nasıl olsa.

                Kazaya çok üzüldüm, ama kazadan sonraki duyarsızlık ve bana ne ciliğe daha da çok üzüldüm. Rahmetlinin de mi hiç hatırı yoktu. Hiç olmazsa onun hatrına birkaç gün olağanüstü tedbirler almış gibi yapsaydınız. Hadi onun hiç hatrı yoktu, bugün Aydın'da yaşayan ve yine aynı yoldan geçerken, hayatını kaybetme riski ile karşı karşıya olan bizlerin de mi hiç hatrı yok. Hiç mi değerimiz yok sizin için. Hiç mi hak etmiyoruz insan gibi yaşamayı? Sırf siz işinizi doğru dürüst yapmıyorsunuz diye ölmek mi zorundayız? Sizin bizim ölümlerimizde hiç mi sorumluluğunuz yok? Akşam başınızı yastığınıza koyduğunuzda hiç mi vicdan azabı duymazsınız? Kendinizi hiç mi sorumlu hissetmezsiniz? "Bize ne dikkat etseymiş, onun suçu" diyerek mi rahatlatıyorsunuz vicdanlarınızı? Eğer öyleyse durum vahim. Durum o zaman gerçekten çok vahim! Ki öyle olmasa bugün bulvarda küçücük de olsa bir değişiklik olurdu. Üzerinize alınıp ufak da olsa bir fark yaratırdınız. Eğer hiçbir şey değişmemiş, aynı hamam aynı taslık bir durumsa alınan ders, işte o zaman durumumuz gerçekten çok vahim. O zaman vatandaş ola-rak size hiç ihtiyacımızın olmadığı çıkıyor ortaya.

                Madem işinizi yapmıyorsunuz, o zaman biz, sizin yerinize yaparız gerekeni. Zahmet etmeyin! Mesela gönüllü vatandaşlardan oluşan bir ekip kurarız kendi aramızda. Ekiptekileri trafiğin yoğun olduğu saatlerde bulvardaki her yaya geçidine - ki zaten çok yok - sorumlu olarak yerleştiririz. O görevli karşıya geçen vatandaşlara uyarılarda bulunur. Gerekiyorsa çocuk ve yaşlıları trafiği kontrol ederek, gerekirse durdurarak; -çünkü muhtemelen kimse yol vermeyecektir yayalara- karşıya güvenli geçişlerini sağlaya-bilir. Böylelikle her yaya geçidince bu hizmeti gören vatandaşlar tek yön uygulamasını kazasız belasız atlatabilir. Bu arada her yaya geçidine uyarı levhaları, yanıp sönen dikkat işaretleri yerleştirebiliriz. Biraz para tutar ama olsun, onu da gönüllü esnaftan toplarız. Biz vergi vermiyor muyuz diye bozulan olabilir ama onları da ikna ederiz. "Vergi verdikleriniz bu işlerle ilgilenmiyor, onların derdi başka" deriz, durum ortada olduğundan ikna olurlar.

                Çalışmalar bitince gönüllü arkadaşlara peynir, ekmek, domates yada yaz günü karpuz, peynir ziyafeti çeker yürekten bi teşekkür ederiz. Aydın'da bulvarda onların gönüllü olarak çalışmadıkları dönemde ölen vatandaşlarımızın istatistiğini verir, "Siz bu ölümleri duyarlılığınızla durdurdunuz. Sizin bu gönüllü çalışmanız başka canların gitmesini önledi. Sağolun var olun" der onları onure ederiz. Sayemizde başka ocaklar sönmedi, hiç bir çocuk babasız kalmadı derler. Sayemizde hiç bir kadın hayat arkadaşını kara toprağa vermedi, annelerin, babaların yüreği kor olup sonsuza kadar yanmadı diyerek mutlu olurlar.

                Biz bunu çözeriz. Çünkü hayatta hiçbir sorun çözümsüz değildir. Yeter ki çözmek isteyenler ol-sun. Peki şimdi sorum size; biz sorunlarımızı kendimiz çözeceksek, tüm bu sorunlara kendi yöntemlerimizle çare üreteceksek, siz ne işe yararsınız? Bulunduğunuz makamlarda sadece sorumlu olduğunuz va-tandaşların huzur içinde yaşamala-rını sağlamak için oturan siz, o za-man siz ne yapacaksınız? Bizim bu kadar basit bir çözümle canımızı bi-le koruyamayan siz, o zaman bu du-rumu nasıl açıklayacaksınız? Ay-dın'ın orta yerinde bu kadar basit bir sorunu bile çözemiyor, bunun için çözüm üretemiyor, daha doğru-su hiçbiriniz üzerine bile alınmıyor-sanız, siz günde 8 saat mesailerinizi neye harcıyorsunuz?

                O koca koca devlet dairele-rinde, bilmem kaç tane memur, amir, müdür, yetkili, haftanın 5 gü-nü, günün 8 saati ne için, kimin için çalışıyor. Yaşayanımız da ölenimiz de umrunuzda değilsek eğer, o za-man biz sizi gözümüzde fazla mı bü-yütüyoruz? Ne dersiniz?

18.08.2015
Bu yazı 1060 defa okundu.

Diğer Yazıları