YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



Semra Şener

BU ELLER BİR ÇOCUĞA HİÇ YAKIŞMIYOR

Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) 2014 verilerine göre, Türkiye'de yaşayan 22 milyon çocuktan 1 milyonu işçi olarak çalışıyor. Bu eller bir çocuğa yakışmıyor. Nasır tutmuş yara bere içinde. Çocuk ellerinin acısından gece uyuyamıyor.

                Okumak soğuk yatağına girince en güzel hayali. O çöpten bir şeyler toplarken, anneleri ve babalarıyla okula giden çocuklar görmeye ise hiç dayanamıyor. İsyan ediyor. Neden diyor Allahım neden? Bu çaresizliğe bir çocuk yüreği dayanamıyor. Çözümsüz dertler, başkaları gibi olmamak hergüb biraz daha içini acıtıyor. Ve birgün karşımıza o küçümseyip korktuğumuz madde bağımlısı gençler olarak çıkıyor. Elinde bir naylon torba içinden birşeyler kokluyor. Artık düşünemiyor. Akıl firarda. O küçük çocuk dertlerini ancak böyle hafifletiyor.  Düşünmeye mecali kalmamış yüreğinin. O da çocuk oldu ama olamadı. O da İnsan olarak geldi bu dünyaya ama insan gibi yaşayamadı. Ailesine kızdı toplum hep; "Doğurup doğurup atıyorlar bu çocukları sokağa"diye. Ama dünyaya gelmek hiçbir zaman onun sorumluluğunda olmadı. SORSALARDI ONA GELMEZDİ ZATEN BÖYLE BİR DÜNYAYA.

Karnı hep aç, hiç çatlayana kadar doyamadı. Hava soğuk, daha hiç şöyle kemiklerine kadar ısınamadı. Doğru dürüst başını sokacağı bir ev bile yok belki de. Anne, baba ya var ya yok. Olsa da anne baba gibi değiller. Etrafında gördüğü çocuklar gibi daha hiç şımartılamadı. ÇOCUK OLMAK ONUN DA HAKKI.

Her sabah sırtlarına çantalarını alıp düşünce yollara sokağın çocukları, onun da sızladı hep yürek yaraları. Servisler yanaşıp evlerin önlerine "çocuğum yürüyüp yorulmasın" diyen ana babaların seslerini duyardı. Aynı çocukları okul sonunda yine kapıdan alıp evlerine bırakırdı servis araçları. Servisle giderlerdi de okula yine de mantoları, montları, eldiven ve şapkaları onları sımsıcak yine de sarardı. Ayaklarındaki ayakkabıları çizmeleri uzaktan bile yepyeni, pırıl pırıldı. O'nun ayakkabısının ne ucu ne de doğru dürüst tabanı vardı. Çorapsız giydiğinden ayakkabının taşlaşmış derisi ayaklarını hep yara yapardı.

                Annesi vardı ama diğer kardeşlerini büyütmekten ona hiç zamanı kalmazdı. Sürekli ağlardı...Hiçbirini arzu ettiği gibi büyütemediğinden dert yanardı. hep yokluk, hep yoksulluk hayatlarında hep ama hep, yok denen kelime vardı.

                Babası insanın şöyle kucağına alıp sımsıkı sarılmaz mıydı? Birkaç güzel söz söylese çektiği bütün yoksulluğu sanki unutacaktı. Her gün yediği dayak bile artık gözünde olmayacaktı.

                Akşamları bir türlü DÖRT DÖRTLÜK kurulamadı sofraları.  ne kendi ne kardeşleri çocukluklarını şöyle doya doya yaşayamadı. En güzel günleri yarım yamalak da olsa karınlarının doyduğu zamanlardı. Sobalarında yanan iki kuru odunun odayı sıcacık yaptığı anlardı. Ha bir de komşu çocuklarının küçülmüş ve daralmış eşyalarını kardeşleriyle güle oynaya paylaştıklarını hatırlardı.

Bir de en çok içini acıtan, kimsenin kendilerine doğru dürüst sahip çıkmayışıydı. Ne iş olsa çalışır, kimseye bi zararları dokunmazdı. Sabunu bulurlarsa soğuk suyla bile olsa kış günü banyo yaparlardı. Oların saçları hiç şampuan kokmazdı.

babası çok hastalanır bazen aylarca evden dışarı çıkmazdı. Annesi çalışsın dese cehaletin hüküm sürdüğü evde küçük bebek hiç eksik olmazdı. Annesi hem çocuklara, hem de babasına bakardı. Bütün bunlar gözünün önünde olup biterken, okula gitmek hangi çocuğun rüyasıydı. O gün boyu şehri alt üst eder çöpleri karıştırırdı. Bulduğu camı, şişeyi, kağıdı kilosuna göre satar, küçücük bedeni yorgunluktan evin yolunu zorla çıkartırdı. Eğer o da hasta olup yataklara düşerse bu eve kim bakacaktı.

En büyük hayali okumaktı. Herkesin çocuğu gibi sıcacık evinden annesinin güler yüzüyle uğurlanmak, ayakkabısı, paltosu, çantası ve elinden tuttuğu kardeşleriyle okulun yolunu tutmaktı. Ama olmadı...

koca koca adamlar, şık giyimli kadınlar sabahın erkeninde toplandılar bi meydana Dünya Çocuk Hakları gününü kutladı.

Konuşulanları uzakta olsa can kulağıyla dinleyip anladı. Her çocuğun çocukluğunu yaşamak en büyük hakkıydı. Eğitim almak, başını sokacak bir yuva, hastalandığında bakılmak her çocuk için olmazsa olmazdı.

Madem bunları yaşamak her çocuk için en doğal haktı, o ve onun gibi milyonlarca çocuk uslu durmadıkları için mi bu haklardan yararlanamadı :(

23.11.2015
Bu yazı 1042 defa okundu.

Diğer Yazıları