YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



Semra Şener

Çocuklarımıza Yazık Etmeyelim !

Bugünkü yazımda size iki ayrı hikaye anlatacağım. Benim de çok etkilendiğim, bir anne olarak da çok büyük dersler çıkardığım hika-yeler bunlar. 
    İlki 9-10 yaşlarında bir kız çocuğuna ait. Annemlerin komşula-rı olan tatlı mı tatlı, güzeller güzeli bir kız çocuğunun hikayesi. Biz de-şifre olmasın diye adını değiştirip Ayşe diyelim ona. 
    Olay geçen hafta gerçekleşiyor. Ayşe  o gece kardeşi ile birlikte anneannesinin evinde kalıyor. Uykusu gelince de uyuyup kalıyor. O arada çok büyük bir şans eseri henüz uyumamış küçük kardeşi ablasının yattığı yerdeki kanı fark ederek hemen büyüklerine haber veriyor. Hem öyle böyle değil, yatak yorgan kan içinde. Herkeste büyük bir endişe. Ne oldu bu kıza? Yastık, yatak kan içinde. Küçük kızı uyandırmakta çok zorlanıyorlar. Hemen 112 ye haber veriyorlar. Küçük kız acilen hastaneye kaldırılıyor... 
    Acil serviste ilk müdahaleyi gerçekleştiren doktorlar küçük hastalarına kanamanın damar çatlamasından kaynaklandığı teşhisini koyuyorlar. Küçük kızın aşırı kan kaybettiğini belirterek durumu erken fark ettikleri için çok şanslı olduklarını yoksa kan kaybından küçük kızı kaybedebileceklerini söylüyorlar.     Sonrasında küçük kızın ailesine bu durumun boyun damarlarını zorlayan bir eylemden kaynaklandığını ve tablet ve bilgisayar oynama alışkanlığı olup olmadığını soruyorlar. Aile çok üzgün bir şekilde küçük kızın bütün gün tablet oynadığını ve buna engel olamadıklarını söylüyorlar. Doktorlar günde yarım saatten fazla tablet ve bilgisayar başında kalınmaması gerektiğini bunun özellikle küçük çocukların gelişimine büyük zarar verdiğine dikkat çekiyorlar ve  aileyi uyarıyorlar. 
    Tabletle çok uzun süre oynamak küçük kızın boyun damarlarındaki deformasyona sebep oluyor ve incelen damarlar çatlıyor ve küçük kız yatakta uykuyla birlikte kendinden geçerek adeta yarı baygın bir halde zorla uyandırılıyor.     Küçük kardeşi fark etmese Ayşe belki de kan kaybından hayatını kaybetmiş olacaktı. 
    Ayşe birkaç saat hastanede kaldıktan sonra sabaha karşı evine gelebiliyor. Tahmin ediyorum ki eli-ne bir daha tablet almaz herhalde. Çünkü bunun şakası yok. Herşey bir anlık. 
    Şimdi geçelim diğer hikayemize. Bu hikaye de diğeri gibi yaşanmış gerçek bir hikaye. Ama isim konusunda yine bir değişiklik yapalım burada anlatacağımız gencin adına da Murat diyelim.  
    Önceki hikayeyi annem ve babamdan ayrı ayrı dinledim, ayrıntılar için de birkaç kez arayıp doğru bilgi almaya gayret ettim. Ama bu hikayeyi, hikayedeki gencin çaresizlik içinde kalmış babasından bizzat kendim dinledim. 
    Murat turizmci bir babanın oğlu. Hani şu yediği önünde yemediği arkasında olanlardan. Baba çok zeki. Çok büyük imkansızlıklara rağmen kendi imkanlarıyla yurt dışında okumayı başarmış, makine mühendisi olmuş, yıllarca bu sektörde çalıştıktan sonra değişik sektörlere atılmış ve çalışkanlığı ve zekası ile çok büyük paralar kazanmış bir hikayesi var. 
    Murat zekası konusunda babasına çekmiş olmalı ki  Türkiye'nin en iyi üniversitelerinden birinde bilgisayar mühendisliğini kazanmış. Buraya kadar herşey normal değil mi? Çok zengin bir ailenin gelecek kaygısı olmayan oğlu. Okul afilli, bölüm desen bir numara...Eeee daha ne diyeceksiniz. 
    İşte hikayenin en içinden çıkılmaz bölümü burada başlıyor. Çünkü Murat okulu bitiremiyor. Çünkü derslere giremiyor, sınavları veremiyor. Sebep mi? Sebep çok üzücü. Çünkü Murat, mühendisi olacağım dediği bilgisayarın bağımlısı olmuş.  Oyunun başından kalkamıyor. Bu konuda psikolojik tedavi görüyor. Baba çaresiz, ben nerede yanlış yaptım diyor ve cevabı yine kendisi veriyor. “Hata benim. Kızıma 12 yaşında bilgisayar aldım. O sıralar oğlum 6 yaşındaydı. Ayrılık gayrılık olmasın diye bir tane de ona aldım. Bu iş o zamanlardan belliydi. Çocuk  başından hiç kalmazdı. o zamanlar hoşumuza giderdi. Aferin be çocuğa bak. Ne kadar akıllı. Bizim bilgisayarda yapamadıklarımızı daha bu yaşında çatır çatır yapabiliyor” diyorduk. Ve devam ediyor “Onunla gurur duyuyorduk. Ama iş bugün buraya kadar geldi. Şimdi ben de dahil psikologtan çıkmıyorum. Onu bu bağımlılıktan kurtarmaya, tekrar hayata döndürmeye çalışıyoruz. Derslere girmiyor, okula doğru dürüst gitmiyor. Dünyayla alakası yok. Sezon sebebiyle arada bir eve gittiğimde bile odasından çıkıp halimi hatırımı sormuyor. Bir baba olarak çok zoruma gidiyor. Zorla bir hoşgeldin deyip doğru odasına oyununa koşuyor. Evlat atsan atılmıyor, satsan satılmıyor. Annesiyle ne yapacağımı şaşırdık. Geçenlerde bir konuşmasına şahit oldum, kanım dondu; “Şu oyunun bir dünya 200 binincisi olamadım.” Bir baba olarak nevrim döndü. Düşünsenize oğlumun tek derdi, oynadığı oyunun dünya 200 binincisi olmak.”
    Babanın şaşkınlığı ve çaresizliği hala gözümün önünde. Anlattıkları çok üzücü. Biz anne baba-lar bazen bilmeden ve istemeden bazı hatalar yapıyoruz, cezasını çocuklarımız çekiyor. 
    Sizce her iki hikayede de hata kimde? İkisinin de geldiği nokta üzücü. Ama şükür ki hala şansları var. Tıpkı bizim gibi. Sakın bu yazıyı okuduktan sonra evdeki bilgisayarı tableti toplayıp onları bambaşka bir boşluğa itmeyin. Biz nerede yanlış yapıyoruz onu bulalım ki çocuklarımıza yazık etmeyelim...

 

11.07.2015
Bu yazı 1005 defa okundu.

Diğer Yazıları