YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



Semra Şener

ÇÖZÜM SÜRECİ Mİ?

Önceki gün rahatsızlığım dolayısıyla evimde dinlenmek zorunda kaldım. Hal böyle olunca da günü daha bir ağır aksak yaşamak düştü bana. Oturma odamda çocuklarım kendi hallerinde oyunlarına dalmışken ben de bana hastalığım sebebiyle eşlik eden canım babamla televizyonda haberlere ve ülkemde aslında neler oluyora daha çok zaman ayrıma fırsatı buldum. Neredeyse tüm haber kanallarının haber bültenlerini izleyip karşılaştırma yapma şansına sahip oldum. Haberler, seyretmeyi kaldırabilene, daha doğrusu dayanabilene tam bir işkence. Neredeyse gün boyu haber izedim bir tane bile iç açıcı habere denk gelmedim. 

En içimi açıtan sahne ise Manisa da şeht babasını son yolculuğuna uğrulayan 11 yaşındaki aslan parçasıydı. “Böyle olmayacaktı baba” diye babasının Türk bayrağına sarılı tabutu başında o kadar acı çekiyordu ki,  neredeyse her izleyişimde onunla aynı acıyı hissedemesem de içim onun ki kadar çok acıdı, onunla gözyaşı döktüm. İşte tam o anda zamanı geri alabilmeyi, “İşte baban burada, ona hiçbir şey olmadı. Bu sadece çok kötü bir kabustan başka bir şey değildi. Bak sabah oldu, uyandın. “ demeyi öyle çok istedim ki.

                Oğlum birgün hüngür hüngür ağlayarak uyandı. Rüyasında babasını ölmüş gördüğünü söylüyor ve hıçkıra hıçkıra ağlıyor bir türlü rüyanın etkisinden kurtulamıyordu. Hemen elimizi yüzümüzü yıkayıp işe giden babasını aradık. Onu sakinleştirmeye çalışmam bir çaba vermedi çünkü. B”Bakj annecim babana birşey olmadı şimdi telefonu açınca sesini duyacak bana inanacaksın” dediğimde hala ağlıyordu. Babamız telefonu açtığında çok korktu. Sürekli ağlayan oğlum onu rüyasında ölmüş gördüğünü ağlaya ağlaya anlatınca hiç bir şey anlamadı ve çok telaşlandı. Telefonu alıp durumu açıkladım ve oğlumuzu sakinleştirmesini söyledim. “Bana ömür vermişsin oğlum” dediğinde oğlumun yüzünde güller açıverdi ve gülmeye başladı. “Baba gerçekten mi” derken hem ağlıyor hem gülüyordu. O günü hiç unutamam.

Fakat önceki gün şehit olan babasının başında acı içinde gözyaşı döken 11 yaşındaki çocuk oğlum kadara şanslı olamadı. Gördüğü ne bir rüya idi, ne de onun ömrüne ömür katabilmişti. Üstelik güzel ülkemde babası hunharca, kalleşçe şehit edilen ne ilk ne de son çocuktu.

Eşinin haykırışları, İç işleri bakanına çözüm süreci safsatası ile ilgili söyledikleri ise şehit cenazelerinde eskisi gibi artık işin kolay olmadığının bir kanıtıydı.  Eskiden devlet büyükleri şehit cenazelerine katılır, asil yürekli Türk anaları, babaları, evlatları, eşleri acılılarını yüreklerine gömer “Vatan sağolsun” derlerdi. Oysa şimdi durum çok farklı. Artık canı yanan eşini, oğlunu teröre kurban veren analar, babalar, evlatlar bunun hesabını soruyorlar. “Bu ne biçim çözüm süreci” diyorlar. “Çözüm süreci diye milleti oyalıyorsunuz. Askere vur emri vermiyor, onu resmen sap gibi hedef haline getiriyorsunuz.” Diyerek geriye gelmeyecek canının hesabını artık çatır çatır soruyorlar.

Eşinin oğlunun kanının yerde kalmaması için bakandan garanti istiyorlar. “Şehit olan öldüğü ile kalıyor, sonra bunu herkes unutuyor, yemesine yaşamasına devam ediyor, doğuda insanlar kapıdan dışarı çıkamıyor, askere mermi verilmiyor, vur emri verilmiyor” diye yapılan hata ve yanlışları onların yüzüne vuruyor bir nevi bu konudaki beceriksizliklerini ifşa ediyorlar.

Hala kulaklarımda hala çınlıyor…”Benim kocam 5 gündür çocuklarını yüzünü görmüyor. Düşünün tam 5 gün çocuklarının yüzünü göremeyen bir baba sizce hakkını helal edecek mi bize dersiniz?

Bir de nişan günü şehit olan askerimiz var.  İzinler iptal olduğu için nişan günü şehit olan askerimiz. Hain bir pusuya kurban giden binbaşımız, evinin balkonundan yüzüne işaret fişeği isabet ettiği için hayatını daha 37 yaşında eşini ve 2 çocuğunu geride bırakarak teröre kurban giden tır şoförümüz.  Birkaç gün içinde teröre kurban verdiğimiz canımız, et tırnaktan ayrılmayan kardeşlerimiz, askerlerimiz….

Ve bir de televizyonlara çıkıp sanki bu olaylarla hiç alakası yokmuş gibi konuşan siyasilerimiz. Giydiği meclis gömleği daha ilk günden üzerine bol gelen siyasi partilerimiz. Eline hiç kan bulaşmamış gibi boğazına kadar kana bulaşanlara ahkam kesen parti liderlerimiz. Ve onların ağzından dökülen ve o ağızdan çıkınca hiç samimi gelmeyen söylemleri. Bir türlü terör örgütü ilan edemediklerinin ülkenin başına son 30-40 yılda açtığı acılar ve bu acılara karşı umursamaz duruşları. Terör kendilerine bulaşınca sığınmaya çalıştıkları Türkiyeleri.

Biraz samimiyet….biraz vicdan…el insaf… siz 11 yaşındaki bir çocuğun babasızlığının acısını hangi hakkınızı aldığınızda azaltacaksınız. Ülkenin mit müsteşarından bakanlarına neredeyse yarıdan fazlası kürt kökenli bakanlardan oluşuyor. Demek ki temsilde bile eşitiz. Demek ki meclise şimdi değil çooook önceden girmişsiniz. Başınız sıkıştığında “neredesin! Yetiş!” diyeceğiniz bir ülkeniz hala varken, artık aklınızı başınıza alın. Çocukları babasız, anaları babaları evlatsız, geride çaresiz kalan eşleri hayat arkadaşlarından artık ayırmayın. Haksa hak. Ne istiyorsanız, hangi haklardan yoksun olduğunuzu düşünüyorsanız artık meclistesiniz. Bırakın artık bu vahşeti! Yoksa yarın çok ama çok geç olacak. Sizi “demokrasi, insan hakları gibi yalan yanlış vaadlerle ve türlü yalanlarla bizden koparacaklar ve Ortadoğu cehennemine sürükleyecekler ve bir daha da asla iflah olmayacaksınız. Biz de tıpkı Irak’da, Suriye’de, Afganistan’da, Filistin’de, Yemen’de olanları izler gibi sizin başınıza gelenleri izleyip üzüleceğiz.

Biz öyle bir milletiz. Bize yapılanları unutup, inanın üzüleceğiz!

29.07.2015
Bu yazı 1059 defa okundu.

Diğer Yazıları