YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



Semra Şener

DERSHANE BİLMECESİNE EN ADİL ÇÖZÜM

Geçtiğimiz günlerde Anayasa Mahkemesi'nin verdiği kararla kapanmak yada okula dönüştürülmek zorunda bırakılan dershaneler kocaman bir ohhhh çektiler. İçlerinde benim de tanıdığım gerçekten bu işe yıllarını vermiş çok değerli girişimciler ve eğitimciler var. Yıllardır yatırımını bu işe yaptı bu insanlar. Binalar satın aldılar, o binaları milli eğitimin istediği standartlara çevirebilmek için sürekli olarak yatırım yapmaya devam ettiler. Yardımcı kitap ve testler için birçok firma ile bazı taahhütler içeren ticari anlaşmalara imza attılar. En iyi öğretmenleri kendi bünyelerinde çalıştırabilmek için kesenin ağzını açıp, eğitim yatırımları yaptılar. Birçok yeni mezun öğretmene kendilerini yetiştirmek için de okul oldular aynı zamanda.

                Veliler çok büyük paralar ödedikleri dershanelere çocuklarını gönderseler bir türlü göndermeseler bir türlüydü. Bütün arkadaşları gidiyor onun çocuğu arkadaşlarından geri kalmasın diye durumu olan da olmayan da dişini sıktı elinden geleni yaptı.

                Dönemin başbakanı "HEPSİNİ KAPATACAĞIZ" sinyalini verdiğinde aslında önce dershane sahipleri hariç herkes rahat bir nefes aldı. Ohh be ne öğrenecekse okulunda öğrensin. Devletin okulları, öğretmenleri üzerine düşeni yapsın diyerek ekonomik olarak üzerilerinden kalkan bu yük için önceleri çok sevindiler. Fakat sonrasında taşlar yerine oturmaya başladı ve  işler biraz kızıştı.

                Bu kez anne babaları, çocuklarının eğitim olarak geride kalma endişesi sardı. Okulda işler yolunda gitmezse ne olacaktı? Durmadan değiştirilip durulan, hallaç pamuğu oradan oraya atanıp duran müdürler, müdür yardımcıları ile neye uğradığını şaşıran eğitim sistemi içinde, kendini ve çocuğunun geleceğini sorgulamaya başladılar.

                Bir de özel okula gidenlerle, anadolu ve fen liselerinde okuyan çocuklarla açılan eğitimsel ara ne ile kapanacaktı? Özel derslerle mi? O da paraydı. Bugün iyi bir öğretmenden alacağınız özel dersin saati öyle her ailenin karşılayabileceği bir para değildi.

                Ha birde her yıl yaz boz tahtası gibi oynandığı Milli Eğitim Bakanımız Nabi Avcı'nın da kendi ağzıyla itiraf ettiği sistem nereye gidiyordu ve heba olan bu nesil için tıpkı 6 yaşındaki çocukları 1.sınıfa başlama zorunluluğu getirip sonra boyları bile sıralar yetmiyor diyerek çark ettikleri gibi ne zaman "Pardon biz bi hata yaptık. Bu uygulama modeli de eğitim sistemine uygun değilmiş" denilirse çocuklarını kaybolan yılları nasıl geri gelecekti?

                Peki bu işler kötü niyetli bir takım kişilerin eline geçerse, denetimsiz, kontrolsüz bir hal alırsa önüne kim geçecekti. En azından dershaneler kendi öz denetimleri dışında Türkiye Cumhuriyeti'nin anayasal kuralları ve kanunları ile yönetilip denetleniyordu. Bazı cemaat ve dini azınlıklar bu işe el atarlarsa çocuklarını onların elinden nasıl çekip alacaklardı.

                Vs. vs. vs.... Bunlar aklıma ilk geliveren okuyucu, dinleyici şikâyetlerinden ve eş dostla yaptığımız sohbetlerden aklımda kalan soru işaretlerinden bazılar. Bu örnekleri artırmak mümkün.

                Bir yola çıkarken her türlü sonucu hesaplamak gerekiyor. Sonunun nerelere gelebileceği öngörülmeli. İyi bir şeyler yapayım derken işler tam tersine dönebilir .

                Bir tarafta gelecek kaygısı taşıyan milyonlarca genç, diğer taraftan evlatlarını her zaman en iyi yerde görmek isteyen ana babalar, bir yanda bu işe yıllarını vermiş, yılları dahil tüm yatırımını bu işe aktarmış binlerce öğretmen ve çalışan istihdam eden dershaneler.  Sizi bilmem ama bu kapanma mevzusu ilk ortaya atıldığında benim ilk aklıma gelen dershanelerde çalışan öğretmenler ve çalışanlar oldu. Ailesinin geçimini çalıştığı dershaneden sağlayan, devlet kadrolarında şu yada bu sebeple kadro şansı bulamamış binlerce öğretmen ne olacaktı kapansalardı. Kolay mı bir insanın işini kaybetmesi. Bir yı önce öğrencilerine ders veren, yıllarını bu mesleğe adamış bir öğretmen bir yıl sonra tezgahtar, muhasebeci, pazarlama elemanı, şoför, sekreter olarak mı karşımıza çıkacaktı. O da şansı olur da iş bulabilirse tabi.

                Kimsenin işini küçümsediğim için vermedim bu örnekleri. Bugün hiçbirimiz eğer deneyimimiz yoksa başka birine bir tane bile ürün satamayız. Ya da muhasebecilik yapamayız. İşinin her türlü ayrıntısına sahip başarılı bir sekreter gibi büronun işleyişini düzenleyemeyiz. Nasıl bir sekreter yada muhasebeci bir sınıf dolusu öğrenciye ders verip onları geleceğe hazırlayamaz ise bu insanlarda bildikleri işten başkasını yapamazlar.

                İşte bu yüzden AYM'nin kararına en çok sevinenlerden biri benim. Bırakın herkes bildiği işi yapsın. Kimse işsiz, ekmeksiz, mesleksiz kalmasın. Çocuklarının yüzüne bakamayacak duruma düşmesin. Kimse çocuklarınızı zorla dershaneye gönderin demiyor. Okulda aldıkları eğitimin üniversite başarısında yetersiz olduğunu düşünüyorsanız okulları ve öğretmenleri ile ilgili tüm yasal düzenlemeleri istemek hepimizin hakkı.

                Eğer okulların, müdürlerin, öğretmenlerin çalışmadığını, işini hakkıyla yapmadığını düşünüyorsanız gerekeni yapın. Bu ülkede milyonlarca genç okullarını bitirmiş tayin bekliyor. Herkes işini adam gibi yapsın. Kimse kimsenin hakkı olan yeri boşuna işgal etmesin. Eğer veliler olarak vatandaşlık bilinci ile biz işi sıkı tutarsak tüm bu işler de kendiliğinden düzelir. Yani dershaneye giden de gitmeyen de ancak o zaman eşit olabilir. Dershaneleri kapatınca değil.

21.07.2015
Bu yazı 1019 defa okundu.

Diğer Yazıları