YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



Semra Şener

HAYAT EN GÜZEL ARMAĞAN

Bazen hayat insana kendini öyle bir hatırlatıyor ki neye uğradığınızı şaşırıyorsunuz? Öylesine akıp giden hayatınızın aslında hiçbir anının garantiniz dahilinde olmadığını anlamak insana kendini aciz hissettiriyor. Zorluklar karşısındaki azim ve başarma gücümüzü ne kadar gözümüzde büyüttüğümüzü hatırlıyoruz. Sanki o direncimizin bizi hayat bağladığını düşünüyoruz. Ta ki ne zamana kadar? Hiç de öyle olmadığını anladığımız zamana kadar elbette.

Nasıl yani derseniz; işte aynen şöyle; bayramın ikinci günü tek kardeşim olan erkek kardeşim ve eşi küçük yeğenimle elimizi öpmeye geldiler. Bayram günü insanın en büyük zenginliği ne mutlu. Çaylar kahveler içildikten sonra kalan iki günlük tatilde birlikte birşeyler yapmaya karar verilirken başımıza geleceklerden habersizdik. Hazırlıklar yapıldı ve akşam saatlerinde yola çıktık. Sonbaharın en güzel günlerini yaşadığımız bayram gününde hava ne sıcak ne soğuk tam keyif havası. Bir sürü seçenek arasından eşimin “Ablan çok sever” telkiniyle Akyayaka’ya gitmeye karar verdik. Akyaka benim en sevdiğim beldelerden. Orada bulduğum huzur farklı. Sebebini anlayamadığım bir huzur. Gerek havası, gerek mimarisi gerekse başka hiçbir yerde olmayan sıcaklığı müthiş. En azından bana hissettirdikleri böyle. Azmağın o muhteşem güzelliği sizi bambaşka diyarlara götürüyor. Tek eksiği var o da sivri sinekleri. Hele bizim çocukları hiç affetmiyorlar. Oğlumu adeta yerken bitiriyorlar.Q97;Sahilin dibindeki masalarda akşamları dalgalar ayaklarınızın dibine vururken oturup ay’ı seyretmek tarifsiz keyif. Bir şeyi çok isterseniz olmaz derler ya bizimki de o hesap. Akyaka kazan biz kepçe aramadık yer kalmasa da kalacak yer yok. Gecenin bir yarısı saat neredeyse 12. Baktık olmayacak ver elini Marmaris. Hiç olmazsa orada kalacak yer vardık dedik. Akyaka’dan ayrılmak zor gelse de çocuklarla gecenin o saatinde yapacak başka da bir şey yoktu. Neyse Marmaris’te biraz dolaştıktan sonra kalacak bir yer bulduk sonunda. Odalarımıza yerleştikten sonra oldu saat gece 2.5. Çocukları giydirip yatırdıktan sonra yorgunluk tavan. Bir an önce yatıp dinlenmek ve saatlerdir süren yolculuk ve yer bulabilme telaşını ve  yorgunluğunu bir an önce atmak istiyoruz. O ana kadar herşey yolunda. O an ne derseniz hayatımda hiç aklıma gelmeyen ve hani hep bizim başımıza gelmez diye düşündüğümüz olaylar vardır ya. Sanki biz efsunluyuz. Sanki garantimiz var. Nedense böyle şeyler bize hiç olmaz zannederiz. Yatmadan önce banyoda elimi yüzümü yıkarken bacağımda bir kızarıklık fark ettim. Sinek ısırığı gibi.  Sanki yara olmuş da ucu küçücük kabuk bağlamış sandım. Elimle kabuğu koparmaya çalıştım. Bir iki denedim kabuk kopmadı. Biraz daha uğraşırsam kabuk kopunca kanayacak gibi geldi. Ama ilginçtir asılırken de hiç acımıyor. Yara kabuğu olsa biraz acıması lazım oysa. DERKEN KABUĞU KOPARDIM VE LAVABONUN İÇİNE ATTIM. Yerine baktım oh iyi kanamıyor. Lavaboya attığım küçücük kabuğa baktığımda ise oraya yığılmayacağım sandım. Çünkü kabuk lavaboya atınca yürümeye başladı. O kadar küçük ki. Hayatımda gördüğüm en küçük örümcekten bile küçük. O kabuk değil meğer keneymiş.  Elim ayağım birbirine girdi. Bir gazeteci olarak kene ısırmalarıyla ilgili yaptığım haberler ve kurbanların başına gelen ölüm olayları ve bir anda uyuşan beynim. Ne yapacağımı bilemedim. Hemen eşimi çağırıp olanları anlattım ve keneyi gösterdim. O kadar korktuk ve telâşlandık ki anlatamam. Gözlerindeki o korku hala gözümün önünde. Kardeşime ve eşine de haber verip çocukları onlara emanet ettikten sonra Marmaris acil servisine koştuk. Keneyi de yanımıza alarak. Bir bayan doktor acilde nöbetçi.  Önce olayı anlattık sonra da yanımızda getirdiğimiz kendi küçük ama sonuçları korkutucu olan keneyi gösterdik. Hemen tanıdı. “Evet bu kene. şu anda hastanemizde enfeksiyon uzmanı doktorumuz  izinde. O yüzden hiç vakit geçirmeden Muğla’ya üniversite hastanesine gidin” dedi. “Riske atamayız” diye de ekledi.  Bizi iyice telaşlandıran bu açıklamadan sonra Muğla’ya hareket ettik.  Yol boyunca neredeyse hiç konuşmadan ama aklımızdan geçen binbir soruyla. Gece saat 3 e geliyor. Muğla’nın tek hastanesi varmış. O da Muğla Devlet Hastanesi. Muğla Tıp ve Fakülte inşaatı Muğla çıkışında büyük bir hızla devam ediyor. Giderken görmüştüm ama hiç geri gelip ihtiyaç duyacağım aklıma gelmemişti.  HASTANEYİ ÜNİVERSİTE ARAŞTIRMA HASTANESİ OLARAK kullanıyorlar. Sanıyorum kendi yerleri bitince oraya geçecekler.  Orada bizi oldukça deneyimli bir doktor karşıladı. Telaş ve korkumuz yüzümüze vurmuş olacak ki önce bizi sakinleştirdi. Yaşadıklarımı doktora anlattım. Yanımızda getirdiğimiz misafirimizi doktora gösterdik. Zaten o da hemen tanıdı. Bu bölgedeki kenelerin mikropsuz olduğunu fakat yine de gerekli kan testini yapmamız gerektiğini söyledi. Bir tüp kanla yapılan testin sonucunun bir saat içinde çıktığını eğer değerler normal çıkarsa korkacak bir şey olmadığını söyledi. Kan verdikten sonra hayatımın en uzun bir saatini yaşadım. Bir saatin aslında ne kadar uzun bir zaman dilimi olduğunu öğrendim. Geçmek bilmediğini. İnsanın doğa karşısında çaresizliğini. Yaşamla ölüm arasındaki o incecik çizgiyi.  Ve çaresizliği.

Beklerken bir yandan da telefonumdan kene tutunması ile ilgili bilgilere bakıyorum. Kırım Kango kanamalı ateşi diye bildiğimiz hastalığın belirtileri ve sonuçlarına göz atıyorum. Okuduklarım korkunç. Kişi 9 gün içinde ölür diyor. Tedavisi yok diyor. Marmaris’te otel odasında dayısına ve yengesine emanet edip çıktığım biri 8 diğeri 5 yaşındaki çocuklarım gözümün önünden hiç gitmiyor. Oğluma ve kızıma doyamadığımı düşünüyorum.  Hep aklımda en kötüsü var. Hasta kişini kimse ile temas etmemesi konusundaki uyarıları okuyunca bir daha onlara hiç doya doya sarılıp öpemeyeceğimi  düşünüyorum. Yok diyorum olmaz. Ben daha onlara doymadım.  Allah’ım daha çok erken …

Ve bir ömür gibi geçen bir saatin ardından güzel haber. Kan değerleri normal. Kene mikroplu değil. Korkulacak bir şey yok. Bir hafta içinde burun kanaması, vücutta morarmalar, kusma ve ateş olursa  kan testi tekrar yapılacak. Son testi bugün yaptıracağım. O da içim rahat etsin diye.  Marmaris’e döndüğümde ilk işim uyuyan çocuklarımı deli gibi öpüp  Allah’a şükretmek oldu. Hayat bize verilen en büyük armağan.  Ne olur kıymetini çok iyi bilin. Çünkü gerisi yalan. Hiç aklınıza gelmediği bir anda benim başıma gelmez dediğiniz bir şey hayatınızı alt üst edebilir. Ve her şey yarıda kalabilir. O yüzden hayat bize en güzel armağan unutmayın…

03.10.2015
Bu yazı 1133 defa okundu.

Diğer Yazıları