YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



Semra Şener

TÜRK GENÇLİĞİNİN BİTMEYEN İMTİHANI

Bizim ülkemiz biraz enteresan. Yapılan ve yaşanan şeyleri aklı selim bir kafayla düşününce insan hayretlere kapılıyor. Ben bu kadar şeye nasıl göğüs gerip, işimi, hayatımı devam ettirebiliyorum diyor. Üstelik akıl sağlığımızı da kaybetmeden başarabiliyoruz tüm bunları. Zaten insan en çok da ona hayret ediyor. Millet olarak öyle büyük sınavlardan, benim diyenin üstesinden gelemeyeceği durumlardan geçiyoruz ki inanılır gibi değil. Ama hala sapasağlam ayaktayız maşallah. Dilerseniz yaşadıklarımızı aklımıza geldiği kadarıyla bir gözden geçirelim. Göreceksiniz her biri ayrı birer muamma aslında. Ama biz işte hepsine katlandık katlanmaya da devam ediyoruz.

                Eğitim hayatımızın baş tacı öğretmenlerle başlayabiliriz mesela.  Şimdi siz bu ülkenin gençlerine eğitim fakültelerinin kapılarını açıyorsunuz. Öyle mi ? Evet öyle. Bu gençler öğretmen olmak için yıllarca dirsek çürütüyorlar. İyi birer öğretmen olsunlar diye çocuk gelişiminden eğitim bilimlerine kadar her dersi görüyor bu çocuklar. Sonra mezuniyet günü gelip çatıyor. Mezuniyet törenlerindeki mutlulukları görülmeye değer. Öyle sevinçli ve mutlular ki sanırsınız yarın atamaları yapılacak hepsinin. Onları, başarılı oldukları ve öğretmen olmaya hak kazandıkları için okudukları okullardan mezun ediyorsunuz. Aslında sadece öğretmenler için değil tüm branşlar için geçerli bir durum bu. Öğretmeni, mühendisi, tarihçisi, sağlıkçısı hepsi aynı durumdalar. Okullarını başardıkları, hak ettikleri için bitiriyor ve diploma alıyorlar. Sonra ne oluyor dersiniz?

Sanki devlet memuru olmak, öğretmen olmaktan, sağlıkçı olmaktan, mühendis olmaktan daha önemli bir şeymiş gibi önünüze saçmanın da saçması bir engel çıkıyor. Diplomalar yetersizleştiriliyor, anlamsızlaştırılıyor, etkisizleştiriliyor. Devlet kendi üniversitelerinde kendi verdiği diplomaları tanımıyor. Üniversiteyi bitirmiş, aslanlar gibi diplomalarını almış gençleri, bir daha, bir daha, bir daha, bir daha sınava tabi tutuyor.

                Yıllarını o sınav senin bu sınav benim geçiren çift diplomalı, üstüne yüksek yapmış, üstelik yaptığı işte 5 yıl deneyimli ne öğretim görevlileri ne psikologlar tanırım. Üstelik ALES’i de geçmiş. Ama hala devlet kadrolarına layık görülmezler.

                KPSS’den sınırı zorla geçmiş biri, girdiği yıl yerleştirilir, ama KPSS’den daha yüksek puan almış, üstelik üniversiteyi dereceyle bitirmiş çoğu genç, hala devlet kadrolarına girmeyi nedense hak edememiştir. Devlet de bu haksızlığı nedense bir türlü açıklayamaz. Nasıl açıklasın.? Ne diyecek? Sen daha zeki daha akıllı, daha deneyimli olabilirsin, ama benden değilsin mi diyecek! Herkes bilir bu durumu ama umut fakirin ekmeği misali, bir gün olacakmış gibi umudunu hiç yitirmeden hayatına ve hayal etmeye devam eder. Hedefini devlet kadrolarına girmek olarak belirlemiş gençler bu sebeple yıllarca atanamazlar. Zavallı ailelerde daha ilkokuldan başlayarak, çocukları sırf daha iyi eğitim alsınlar diye yemezler, içmezler, giymezler çocuklarının eğitimine yatırım yaparlar yıllarca.

                Sırf bu yüzden bir sektör doğar; dershaneler. Çocuklar çocukluklarını yaşamazlar bu uğurda. Hangi ara yaşasınlar. Sabah okul, öğleden sonra dershane. Hafta sonu dershane. Olmadı özel ders. Bi bakmışsınız a-sosyal garip bir nesil. Telefona bakmadan kısa mesaj yazabilme rekorları kırıyorlar. Ama başını yerden kaldırıp halinizi hatrınızı sormaktan acizler. “Ben sizin üst kat komşunuzum evladım” deseniz, sizi tanımazlar. Kafasını yerden kaldırıp etrafına bakmamış ki hiç, sizi tanıyabilsin. Çocuk, okuldan eve gelmeyi, evden dershaneye gitmeyi, özel ders alıyorsa hocasının evini, bir de tablet, bilgisayar ya da cep telefonunu biliyor ve tanıyor. Gerisi gereksiz ayrıntı. Ha bir de kendi tabirleri ile inek gibi ders çalışmayı.                

Nihayet ülkenin Milli Eğitimi kaybedilmiş bir kaç nesilden sonra "Bu işte bir yanlışlık var,  pardon diyor" ve kolları sıvıyor. "Ders-haneleri kapatıyoruz, artık çocuklarınızı, okullarında öğrendikleri ile hayata hazırlayacağız" diyerek bir durum değişikliğine gidiyorlar.                                 Dershaneler kapanmak istemiyorsa özel okula dönüşsün deniyor. Bu iş başta ailelere rahat bir nefes aldırıyor. Çünkü durumu olan da, olmayan da benim çocuğum geri kalmasın diye dişinden tırnağından arttırıyor, dershaneye gönderemeyense çocuğunun karşısında ezildikçe eziliyor. Ama iş anayasa mahkemesine takılıyor. Mahkeme yıllarca tüm yatırımını bu yolda yapmış dershaneleri haklı bulup, yolunuza devam edin diyor. Fakat bu arada ne olur ne olmaz diye bir çok kurum, dünya kadar yatırım yaparak, sırf kapanmamak için bu işe girişiyor, özel okul oluyor. Birçoğunda asgari ücret bile alamayan stajyer öğretmenlerin görev aldığı, ders işlemekle, test çözmek arasında kalmış, çoğu deneyimsiz öğretmenler, birden Milli Eğitime bağlı bir özel okul öğretmeni oluveriyor. Yıllarını sadece öğretmeye adamış, bir konuyu nasıl işlerse karşılığını aldığını çok iyi bilen, yılların deneyimli öğretmenlerinin karşısına çıkacaklar bu yıl. Onlarla yarışacaklar. Biliyorsunuz Aydın'da da birçok dershane artık özel okul oldu. Çoğunun adını yayıncılık reklamcılık sektöründe 23 yıldır çalışmama rağmen ben bile bilmiyorum. Ama içlerinde bu işin altından kalkacağına inandığım isimler de var elbet. Ama hepsi aynı kulvardaymış gibi yarışacaklar. Elbette elenenler olacak ve bu yeni oldu bitti, kaybedilmiş nesillere yenilerini ekleyecek. Olan yine çocuklarımıza, gençlerimize olacak!

27.08.2015
Bu yazı 1027 defa okundu.

Diğer Yazıları