YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



Süleyman Kasım Şener

Nereden nereye

23 Aralık 2002.

İlk sayıyı müthiş bir keyifle elimizde tuttuğumuz ilk gündü. Yıl 1, sayı 1 yazıyordu.

Çok şükür ki geride koca bir 14 yıl var.

Umarız ve bekleriz ki birlikte daha nice 14 yılları geçiririz.

Gücümüz yettiğince…

Kalemimiz yazdıkça…

Bir okuyan oldukça…

Nice yılları birlikte karşılamak dileğimizle…

Bugün, bu mutlu günümüzde sizlere yıllar öncesine götürmek isterim..

Türkçe ilk gazete 1828'de Kahire'de yayınlanmaya başlayan Vekdyi-i Misriye'di. Bugünkü Türkiye sınırları içinde çıkmış ilk Türkçe gazete ise 1831'de yayımlanan Takvim-i Vekayi. Takvim-i Vekayi, II. Mahmud'un isteği üzerine çıkarılmıştı ve devletin resmi sözcülüğünü yapıyordu. Kısa bir süre sonra, Osmanlı İmparatorluğu sınırları içindeki azınlıkların dillerinde, örnegin Arapça, Farsça, Rumca, Ermenice, Bulgarca, Fransızca olarak da basıldı.

 1840'ta yayımlanmaya başlayan Ceride-i Havadis de yarı resmi bir gazeteydi.

 Özel girişimce çıkarılan ilk gazete Terciiman-i Ahval'di. 1860'ta Şinasi ve Agah Efendi yönetiminde yayımlandı.

21 Ekim 1860.

Tercüman-ı Ahval ilk sayısını yayınladı.

Resmi olarak özel girişimce çıkarılan ilk Türk gazetesi olan bu gazetenin, ilk sayısında İbrahim Şinasi‘nin yayımlanan mukaddimesi (ön sözü) edebiyatımızda ilk makale örneği de sayılmakta.

1860’dan 2016’ya. İşte İbrahim Şinasi’nin o mukaddimesi.

 

MUKADDİME

Mâdam ki bir hey’et-i ictimaiyede (sosyal toplulukta ) yaşayan halk bunca vezaif-i kanuniye ile mükelleftir (kanuna ait vazifeler ile yükümlüdür), elbette kalen ve kalemen (sözle ve kalemle, sözle ve yazı ile) kendi vatanının menafiine (yararına) dair beyan-ı efkâr etmeği ( fikirlerini açıklamayı) cümle-i hukuk-ı müktesebesindenaddeyler (kazanılmış hakları arasında görür). Eğer şu müddeaya (iddiaya) bir sened-i müsbit (ispatlama belgesi) aranılacak olsa, maarif (eğitim) kuvveti ile zihni açılmış olan milel-i mütemeddinenin (medenî milletlerin) yalnız politika gazetelerini göstermek kifayet edebilir (yetebilir).

Bu mebhas (konu) , Devlet-i aliyye’ce (yüce devletçe) dahi nev’amâ (bir bakıma) müeyyeddir (doğrulanmıştır) ki Meclis-i âlî-i Tanzimat’ın (Tanzimat Yüksek Meclisi’nin) teşekkülü (kuruluşu) sırasında kavanîn ve nizamata müteallik levâyihin (kanun ve nizamlarla ilgili tasarıların) tahriren arzolunması (yazılı olarak sunulması) için umuma (halka) me’zuniyet-i resmiye (resmî izin) verilmişti, hattâ Hükûmet-i seniyye’nin (Yüce Hükümetin) müsaadesi ile, dâhil-i memalik-i Osmaniye’de teb’a-i gayr-i müslimenin (Osmanlı memleketleri içindeki müslüman olmayan azınlıkların) kendi lisanları üzre hâlâ çıkardıkları jurnaller (gazeteler) bile, belki hukuklarından ziyadece serbesttir; fakat asıl Osmanlı gazetelerinin bahsine gelince, gayr-i resmî bir varakanın (özel bir gazetenin) devam üzre çıkarılmasında her nasılsa şimdiye kadar millet-i hâkimeden (hâkim olan, çoğunluğu teşkil eden milletten) hiçbir kimse ihtiyar-ı zahmet etmemiştir (zahmete girmemiştir, çaba göstermemiştir). Hele şükürler olsun, saye-i adalet-i seniyyede (yüce adaletin sayesinde) telâfî-i mâfat müyesser oldu (kaybedilen hakkın kazanılması mümkün oldu). Şöyle ki : Bu yolda Türkçe bir gazetenin neşri istid’âsına (yayınlanması isteğine) dair geçenlerde takdim olunan müzekkirenin (dilekçenin) meâlini musaddak (içeriğini onaylayan) Meclis-i maarif-i umumiye’den verilen mazbata üzerine (Genel Eğitim meclisi tarafından verilen tutanak üzerine), Meclis-i hâss-ı vükelâ-yifehhâm’da ( anlayış sahibi Vekiller Meclisinde) dahi keyfiyet istihsan (bu dilekçe onaylanmış) ve ol bâbta (o konuda) müsaade-i seniyye-i cenab-ı mülûkâne şayan buyurulmuştur (Padişah tarafından izin verilmiştir) ve bundan başka her def’a çıkarıldıkça bir nüshası, lâyık olmadığı hâlde huzur-i hümayuna takdim olunmak hususuna (Padişaha takdim edilme şerefiyle ) irade-i mahsusa-i şahâneteâkuben (Padişahın arzusuna uyularak) şeref-efzâ-yi sudur olmuştur (şereflendirilmiştir). Bu veçhile sâbık ve lâhık ve lâhıkısâbıkına faik olarak zuhura gelen teşvikat-ı celilenin ifa-yi teşekküründe lisan-i hâlimizden müstebân olan aczimizi, âcizâne umuma dahi ilân ederiz ( Bu tarzda, önce ve sonra yapılmış olan teşviklere, sonrakileri öncesinden daha hararetli olan bu desteklere teşekkür etmedeki aczimiz şu halimizden bellidir, ancak bu aczimizi de açıkça herkese ilân ediyoruz. )

İmdi işbu gazete ahval-i dâhiliye ve hariciyeden müntehap ( iç ve dış olaylardan seçilmiş) bâzı havadisi ve maarif-i mütenevvia ile sair mevadd-i nâfiaya dair mebahisi ( çeşitli bilgilerle diğer yararlı konuları) neşr-ü beyana vasıta olacağından nâşî (yaymak ve dile getirmek için bir araç olacağı için ), Tercüman-ı ahval ünvanı ile tesmiye olunmak (adı ile adlandırılmak) münasip görüldü. Ta’rifehâcet olmadığı üzre kelâm, ifade-i meram etmeğe mahsus (düşünceleri anlatmaya yarayan) bir mevhibe-i kudret (Tanrı hediyesi) olduğu misillû (için) , en güzel icad-i akl-ı insanî (insanın zihnî icadı) olan kitabet (yazı yazma) dahi kalemle tasvir-i kelâm eylemek fenninden ibarettir (sözü anlatmak sanatından ibarettir); bu itibar-i hakikate mebnî (bu gerçeği göz önünde bulundurarak), giderek (gittikçe), umum halkın kolaylıkla anlayabileceği mertebede (bir dille) işbu gazeteyi kaleme almak mültezem olduğu (bu gazeteyi yazmak gerektiği ) dahi makam münasebeti ile şimdiden ihtar olunur (yazar olarak şimdiden haber veririz).

Değil mi Tanrı’nın ihsânıakl-ü kalb-ü lisan,

Bu lûtfu etmelidir fikr-ü şükr-ü zikr insan.

(“Akıl, gönül ve dil Tanrı’nın insanlara lûtfu değil midir? “İnsanlar Tanrı’nın bu lûtfunu düşünmeli, ona şükretmeli, ve şükrünü ifade etmelidir.”)

ŞİNASÎ

Tercüman-ı Ahvâl

( 9 Teşrinievvel, 1277 )

22 Ekim, 1860

Nice yıllara Flaş…

TEŞEKKÜRLER AYDIN..

26.12.2016
Bu yazı 986 defa okundu.

Diğer Yazıları